27 Eylül 2013
16 Eylül 2013
Eri
Diğerleri diye bir şey yok. Ben nerede bitiyorum ve sen başlıyorsun ki? Yok öyle bir şey. Tek kişilik bir evrende yaşıyoruz.
Ayrılık yanılsaması olmadan bir hayat olmayacağı varsayımı yapıyorsan; içinde epey, ‘ben ve ötekiler’ üzerine inşa ettiğin dramlar da olacak demektir.
Sandığının aksine tüm o dramlardan dolayı da mutlusun aslında. Sızlanmak, sana var olduğunu hissettiriyor sadece. Yok olmak ile yüzleşemediğin için bunca dert. Oysa sen yoksan ikilik de yok. Yoluna şehvetle, güzellikle akan bir hayat var. Hepsi O.
O yüzden yokmuşsun gibi yaşa. Sen bugün ölüversen hayatındaki herkes yaşamaya kaldığı yerden devam edecek ve bir süre sonra onlar için yok olacaksın zaten. Kendini fazla önemsediğin için buharlaşamıyorsun.
Oysa ancak varlık iddiası gütmediğin zaman varsın ve gerçekten yaşıyorsun. Bir melek olduğunu hatırla. Kendi varlığını ötekilerin gözünde çok önemseyen ve ancak mevcut rolünü aynen sürdürürse bu hayatta kendine bir yer edinebildiğini zanneden - bir melek.
Senin için vazgeçilmez olan sadece bir tek kişi var. Annen, çocuğun filan değil. Çocuğun bile bir gün büyüyüp yuvadan gitmek ve uzaklaşmak isteyecek. Ona niye tutunasın ve her şeyi kendin için de onun için de zorlaştırasın ki?
Benlik dediğin şey, sana bu hayatta bir yer açıyor. Burası senin tarlan diyor; dilediğince sür. Müteşekkir olabilirsin buna. Çünkü burası böyle bir Dünya. Ama tüm Dünyalar senin. Hatırla. Buradaysan ve buranın hakkını veremiyorsan başka Dünyaların hakkını da veremiyor olacaksın; önündeki yemeği ye ve şükran duy. Bu yeterli. Tarla senin; "dilediğince" sür - mızmızlanma. Eri sadece; buharlaş gitsin; yokmuşsun gibi yaşa.
Bir çiçeği mutlulukla koklayabildiğin an eridin misal. Çocuğuna aşkla sarıldığın an eridin. Yağmur yağdı ve ardından güneş açtı ve her yer toprak kokuyor; kokuyu derin bir nefesle ve mutlulukla içine çektin eridin. Zor değil.
Birisi sana öfkelendi, kızdı, bağırdı ve sen sadece gülümsedin - eridin. Ya da belki içeride kendine gülümsedin ama ona bir tokat attın - hiç tokadın hiddetine kapılmadan - eridin... Zaten biliyorsun nasıl olduğunu. Sadece hayatım dediğin şeye yay bunu. Her anına yay. Eridiğin o andaki, oradaki yaklaşımı, bakışı, açıklığı, merakı, hayranlığı... hayatının tam da sorun var dediğin yerlerine, her yerine yay. Bak bakalım sorun kalıyor mu?
02 Eylül 2013
31 Ağustos 2013
BOYA

Hüzünler gridir;
Mesafeler gri
Karanlığın görünen yüzü gibi
Yüreğinin sokaklarını boya;
Kenarlarını, köşelerini, duvarlarını
En çok da merdivenlerini, kaldırım taşlarını
Hiç ayrılık, yalnızlık kalmasın
Hepsini neşeye boya
Umarsız sevinçlerle boya
Güzelliğe katlanamayanlara bakma sen
Doğuştan çok renklidir Dünya.
Al eline bir fırça; cümbüşten geri durma.
28 Ağustos 2013
13 Ağustos 2013
04 Ağustos 2013
DOKSANDOKUZ
Acımasız kelimeler istila eder Dünyayı
Doksandokuz yerinden
Kırıldı kalemim dün gece
Ve artık sustum.
03 Ağustos 2013
TAZE
Ben sezmeyeyim
Ansızın olsun.
Bir bakayım – sen yoksun.
Ve eğer geri geleceksen;
Hiç ummadığım bir an seç
Ki her şey taptaze olsun.
Şimdi sen gittin ya
Koşsam peşinsıra;
Yetişemem artık
İçindeki sorulara,
Cevap yetiştiremem.
Bir şiir yazmak için
Koca bir aşk feda ettim
Ölürüm sanıyordum
Son satıra dek sabrettim
Bu sabah anladım
Hala hayattan yanayım
Odalar yine karanlıksa da
Çiçeklerime su verdim.
Gidişinde bir ölüm kederi vardı ilkin
Şimdiyse dünü hatırlamayan
Yarını hiç kuramayan
Çocuklar gibiyim.
Ruhum hala uzak olsa da bu Dünyaya
Az biraz daha yaşayacak gibiyim.
Senin yaşama sevincin var
Benimse hep buralardan gidesim
Senin oyuna dair hevesin var
Benimse oyuncaklarımı gömesim.
Anladım;
Sen bahanesin
Ben bahaneyim
Biz bahaneyiz
Daha bakalım
Neler göreceğiz?
Yarın nasıl mı olurum?
Bilmem – sen iyi ol yeter.
Hem an geliyor; sensiz de olunuyor.
Sanırım sensizliğe alışmam değilse de
Sensizliği öğrenmem gerekiyor.
02 Ağustos 2013
DÜŞTÜM
Gözlerinden düştüm.
Issızlık gibi,
Taze bir çığlık gibi düştüm.
Hiç dillendirilmemiş bir istek gibi
Dilinden, dudağından düştüm.
Soğuktu duvarlar, soğuktu odalar
Tenin ki ateşimdi
Kuruyan güller gibi düştüm.
Buza kesmiş ılık bir nefes gibi
Saçlarından, boynundan düştüm.
Çorak tarlaların isyanı gibiyim şimdi
Sesini kaybetmiş, hüzünlü bir şarkı gibi
İstenmeden gidilen yollar gibiyim
Çıkışı olmayan sokaklar gibi.
29 Temmuz 2013
Ne Halim Varsa
Bir kuyu ki kendim kazdım - inan olsun - bilmeden
Düşüverdim içine; burnum havalarda gezerken
Cehalet gitmezmiş baştan; deneyip de musibeti
Hele ne halim varsa görmeden.
26 Temmuz 2013
Çizgi – Düzlem – Bütün ve KADER
Hayata ve ona dâhil her şeye; olaylara, olgulara, süreçlere, sonuçlara vs. düzlemsel bakanlar, çokça seçeneğin arasında döner dolaşır, nihayetinde hep kendi kuyruklarını yakalamaya çabaladıklarından habersiz, umut, hayal kırıklığı, yeni umut döngüsünde yaşarlar. Sebep – sonuç ilişkileri kurarlar ve belirgin sonuçlara dair; olası, birbirinden farklı, çokça sebep olduğundan sonuçları anlamak için çokça analiz etmek gerektiğini düşünürler. Analizler aracılığıyla her şeyi kavramaya meylederler ve seçeneklerini geliştirme uğraşı verirler. Aslında kendilerini, hayatı, ötekileri, değiştirmeye uğraşırlar ve kaderin ellerinde olduğuna ve bir Tanrıya da pek ihtiyaç olmadığına inanırlar. Bunların bir şansları vardır ve bunlar, mevcut inançlarını aşabildikleri ölçüde iman yolcusudurlar. Onlar gerçeğe açıkmış gibi dururlar. Ancak gerçeği kavrayarak onu çıkarları doğrultusunda 'kullanmak' derdindedirler. Onlar için olası olabilen ve olası olamayan şeyler vardır. Örneğin bir adam bir kadına sokak ortasında tokat atmışsa o kötü bir şey yapmıştır ve dolayısıyla kötü bir adam olması olasıdır ve muhtemelen cezalandırılmalıdır. Ama önce analiz etmek lazımdır; adam acaba o kadına neden sokak ortasında tokat atmıştır. Hafifletici sebepler veya farklı açıklamalar var mıdır?
Hayata ve ona dâhil her şeye; olaylara, olgulara, süreçlere, sonuçlara vs. küresel bakanlar, her durumda, farklı düzlemlerdeki insanlar için çokça farklı açıklama ve sayısız farklı düzlem görürler. Hayatta sayısız seçenek vardır ve imkânsız olan, gayet de mümkündür. Her şeyin sınırsız sayıda farklı açıklaması vardır ve bu açıklamalar birbiriyle çelişiyor görünseler de görüntü ya da açıklama göreceli; öz ya da mana mutlak olarak bütünseldirler. Sebep sonuç ilişkileri kurmaya gerek yoktur ve her şey kendiliğinden gayet de kıvamında ve tam da olması gerektiği gibi olmaktadır. Kader, iradenin üstündedir ve irade, özgür ve fakat kaderin hizmetindedir. Körlük hiçbir şeyi görememenin ve analiz ise parçayı görüp bütünü görememenin sebebidir. Dolayısıyla bir değiştiren yoktur ve her şey değişmektedir. Bir tutan ya da tutunan yoktur ve her şey kucaklaşmaktadır. Bir sevilmek isteyen ya da sevmeye çabalayan yoktur ve sevgi her şeyin ta kendiliğindedir. Bir kontrol eden, bir sakınan, bir güvence arayan yoktur ve her şey güvendedir. Tanrıyla ilgili bir fikre ya da inanca da ihtiyaç yoktur ve yine de Tanrı anlayan olmadan anlaşılır; gören olmadan görülebilir, bilen olmadan bilinebilir olarak hep orada ve her yerdedir. Bunlar, sadece mevcut bir gerçeğe ilişkin sayısız açıklamanın değil sayısız gerçeğin mevcut olduğunu sezerler. O yüzden bir açıklama yaparak durağan gerçekliklere hizmet ederken hareketin dışında kalmak lüzûmu hissetmezler. Örneğin bir adam bir kadına sokak ortasında tokat atmışsa sadece bir adam bir kadına sokak ortasında tokat atmıştır. Öncülleri analiz etmek ya da sonuçları beklentiye dökmek, tokattan öteye durağan bir kurmacayla sınırlamak ve sınırlanmaktır. Olan, sınırsız sayıda sebepten olmuştur ve yine sınırsız sayıda sebepten olduğu gibi – öyle olmuştur ve hikâyenin devamı aynen hikâyenin başı gibi her zaman sürprizdir.
Kader, sessizce avına ilerleyen bir yılan gibi;
Kader, yatağında bilgece akan bir nehir gibi;
Kader, usul usul ve yolundan şaşmadan;
– ilerler.
İnsan, kendi gözlerini kamaştıran zekâsıyla, işleri sadece daha karmaşık hale getirir.
İnsan, çok güçlü olduğunu sandığı iradesiyle, sadece zorlar ve olmakta olanı yolundan saptırabileceğini sanır.
Kader, insanın acelesiyle, telaşıyla da korkusu, debelenmesiyle de ilgilenmez.
Kader, şaşmaz bir mutlaklıkla insana ve insan şaşmaz bir mutlaklıkla kaderine hizmet eder.
Yaşanması gereken yaşanır.
Görülmesi gereken görülür.
Bitmesi gereken biter.
Ölmesi gereken ölür.
Lezzet ise bir sırdır ve sırra eren; yaşarken de, görürken de, biterken de ve ölürken de lezzete dönüşür.
25 Temmuz 2013
KİME?
Ben sevdiğime sığındım.
O, ki sever beni sorgusuz,
Ve benden başkasına emanet etmez,
Asla benim olamayacak olanı
Sever ihanetimi de kim bilir – belki bu yüzden
Savrulur hatıralar, zamansız bir mekanda
Ve silinir; elde kalmış ne varsa.
Acı ne, yalan ne ki;
Aşk bile silinir.
Bir kelebek, daha hevesi varken uçmaya
Kapılır da bir rüzgara
Kanatları kırılır.
O an göremezsiniz
Ne ateşler içindedir;
Rüzgarın –
Gözyaşları bile tutuşur.
Kime sığınır insan şüphelerinden
Ben sevdiğime sığındım.
O, ki bilir silineceğimi,
Ne istersem verir ve ne kadar istersem
-haddime bakmaz
Ve sever açgözlülüğümü de kim bilir – belki bu yüzden
17 Haziran 2013
GÖLGELER
O vakit her bir birey, Dünya tarihini yeniden başlatıyor, değiştiriyor ve yazıyor demektir. Dünya her an, yeniden karılan desteler gibi yeni bir hikayeye akıyor demektir.
İnsan, etkisinin ne kadar da büyük olabileceğini görmeden tohumlar ekiyor sürekli. Kendi başına çoraplar örüyor bazen; gölgelerinden düşmanlar icat ederek ve bazen de belki asla koklayamayacağını bile bile, bir güle inatla su veriyor; gönlüne dikenler batarken.
Nedir insanı yüce kılan? Cesaret mi, bilgelik mi? Düşmüşlüğünden zaferler çıkarabilmek mi? Nedir insanı karanlık hikayelerin dışına çıkaran ve aydın kılan? Aşkta ya da kavgada sınanmak mı? Eğrisini doğrultmak mı yoksa eğrisini de doğrusunu da bir kenara bırakmak mı?
Gönül diyor ki bu ara; DUR biraz. Tam ortasında bu çılgın telaşın, ne bir adım geri ne bir adım ileri; DUR. Kapılma hikayelere ki alır seni senden, savurur uzaklara... Zaferler de kazansan - asırlar boyu adınla anılacak; kaybedeceğin kendin olma, bir adın ne hükmü var? Öyle ya da böyle anılmanın ne hükmü var? Hem zaferlerin az mıdır bedeli - ki o bedeller de en az zaferlerin kendisi kadar hükümsüz... Yokmuşsun gibi yaşa iyisi mi; bu gölgeler aleminde sessiz, belli belirsiz; kendinden mesut bir gölge gibi. Hem olmak ne ki oldurmak ne olsun? Belki de gerçek kahramanlar, tarihe hiç not düşülmediler. Çünkü onlar gölgelere hiç inanmadılar - gölgelerin kendilerine inandıkları kadar.
03 Nisan 2013
GÜZELLİKLE

Hayal kırıklığı içindesin. Çünkü çok aradın, çok çabaladın, çok sordun, çok umdun ve en nihayetinde elinde kalan hep o aynı ıstırap. Ona gittin, buna gittin, akıl aldın, yol sordun; yetmedi kendi içinde de epeyce eşelendin. Ve ortada yine o aynı ıstırap. Onu, o ıstırabı görebiliyor musun? O ıstırabın yaşadıklarınla, aldıkların ve verdiklerinle; peşinde koştuklarınla; bulup kaybettiklerinle bir ilgisi yok. Ya neyle ilgisi var?
Dışındaki dünyaya uyum, başarıdır; içindeki dünyada uyum ise huzur. Başarılı fakat huzursuz' insanlardan olmak ne kadar anlamsız ise 'huzurlu ve fakat dünyadan kopuk' insanlardan olmak da bir o kadar saçmadır. Her iki dünyaya da denge içinde uyum, iç dış ayırımını silikleştiren, hakiki başarı ve hakiki huzurdur. Aksi durum, içindeki karanlıktan korkup dışarı ya da dışarıdaki kavgadan korkup içeri kaçmaktır.
Birçok başarılı insan, korku ve gerilim içindedir ve birçok huzurlu insan ise acz içinde boş vermiştir. Bastırılmış huzursuzluk, bazen başarıya dönüşse de çoğu zaman dünya ile savaşan bir tepkiselliğe ve nihayetine çöküntüye evrilir. Kökünden uzağa savrulmuş arayış ise kendi kuyruğunu ümitsizce ve delicesine kovalıyor olmaktır.
İçindeki huzursuzlukla yüzleşmekten kaçmanın türlü yollarından biridir; dışındaki dünyanın arayışına kapılmak ve başarı kovalamak. İnsanın aradığı, çoğu zaman kaçtığıdır oysa. İnsanın, kendini içeri kilitlediği anahtar ise hep cebinde durur da insan cehaletinden bunu bilmez. Cahil, korkularından ancak karanlığına sığınarak kurtulacağını sanır çünkü ve başka türlüsü de olamazdı.
Çok başarı, evvelinde çokça başarısızlık ister ve derin huzur ise evvelinde epey bir kabarmak. Istırabın sonu, mutluluk ve mutluluğun sonu, ıstırap değildir oysa. Sabır ehline, ıstırap da mutluluktur ve telaş ehline ise mutluluk da ıstıraptır. İnsani bakış ile mutluluk, giden ve gelen şeydir; aynen ıstırap gibi. Oysa özünde mutlulukla titreşmeyen hiçbir şey yoktur ki var olsun.
Özündeki mutlulukla titreşen, kim olduğuna uyanmıştır. Kim olduğuna uyanan ise, benzersizliğine uyanır ve benzersizliğine uyanan, onu kutsar ve benzersizliğini kutsamak, dünyayı tepkisellikle değil güzellikle değiştirmektir – hem de hiç böylesi bir gaye gütmeksizin…
17 Mart 2013
CENNETİM

Senin kokunu koydum cennetime
Tenini dokudum sonra; gündüzüne, gecesine
Sesinden bir gökkuşağıydı; tüm orman ve kuşlar
Işıltın dökülüyordu; pamuk tarlaları üzerine
Öfkeni, hırçın cüsseni sürdüm denizine biraz; o da lazım
Sessiz, ılık, inceden - şefkatini kardım toprağına
Çiçek çiçek donattım renklerinle bir bir - her hüzünlü köşeyi
- alı al, moru mor
Bir de pınar kondurdum orta yerine
- kana kanaya içilesi gözlerinden
08 Mart 2013
DEĞİL
.jpg)
Değil...
Bu sessizlik - bizden yana değil sevgili
Nerede yitirdik ilk şenliğimizi
Ne zaman vazgeçtiydi rüzgar anlatmaktan
Ne vakit düştü ışıltılı bakışlar - karanlığımıza
İlk yalan ne zaman girdiydi aramıza
Niye duyulmuyor cıvıltısı bu ara kuşların
Sesindeki pür-telaş akışkanlık ne yana gitti
Ne kalır en sonraya çamurlu yağmurlardan
Bu sessizlik - bizden yana değil sevgili
Hiç değil...
...
Sesimi sessizliğine emanet bırakıyorum.
Yorgun olduğumdan değil inan
İçerlediğimden ya da korktuğumdan filan da değil.
Güven meselesi sadece - sana çok güveniyorum.
Kendim gibi değil.
Sefiller

Yalancı sefilleriz biz;
Karanlık bir rüyada kaybolmuşlarız.
Özgürlüğün kürek mahkumlarıyız;
Yüreği nasırlılarız.
Bizler, çok bilmişler;
Verdiğimiz her öğüdü tutuncaya dek
Lanetlendik.
Bizler, çok meşguller;
Yapılası hiçbir şey kalmayana dek
Zincirlendik.
Bizler, nafile bekleşenler;
Verilemez olanı gidip alana dek
Toprağımızdan sürüldük.
Bizler, sevgi arsızları;
Bizi var eden o sahtekara başımızı sunana dek
Aşktan azat edildik.
Ancak terimiz karışınca kanımıza
Belki bulur aşk bizi yeniden.
05 Mart 2013
Sızlatıyor

Sığlığım, en derinde, henüz kendimi sevmeyi bilemeyişimden.
Her sözüm kendime. Hep kendimden; daima kendi sığlığımdan bahsediyorum. Kendime; derine ve daha derine inip baktığımda; sevilmemekten korktuğumu, hatta belki yalnız kalmaktan korktuğumu ve bazen basiretimin bağlandığını, aklımın karışıp algılarımın işlerliğini yitirdiğini; korktuğumun kaçınılmaz olarak gerçeğe dönüşmekte olduğunu; bunun da aslında kendimi hala büsbütün sevmeyi bilmemekle ilgili olduğunu görüyorum. Fark ediyorum ki, ben çoğu kez, sevmekten daha çok, sevilmekle ilgiliyim. O yüzden de duyduğum sahici hislerin değişmesi/erimesi pahasına birilerinin beni daha çok sevmesini sağlamaya çalışıyorum ve bunu da tam olarak beceremiyorum. Kendi söküğüme yama vuramıyorum. Sevmek sorumluluktur oysa ve sevilmekse güvenmek ve izin vermek. Ne sorumluluk alıyorum ne de sevilmeye bırakıyorum kendimi; sıradan insanlığımla...
Sevmek ve sevilmek aynı şeydir. İkisi daima bir arada vardır ya da bir arada yoktur. Sevmeyi bilmeyen ile sevilmeyi bilmeyen karşılaşır. Sorumluluktan kaçan ile güvenemeyen ve izin veremeyen birbirine denk düşer. Öyle bir düşer ki, yeniden ayağa kalkabilmenin tek yolu, birbirine sarılmaktır.
Sen hep bana hislerinle konuş; hislerin değişirse lütfen dürüstçe söyle diyorsun ya - değişiyor ve ben bunu sevgi diliyle ifade etmenin bir yolunu her zaman bulamıyorum. Birine değer vermek ve onu duymakla; kendime değer vermek ve kendi sesimi duymak arasında kolay olanı yapmaya meylediyorum. Tüm duyargalarımı kapatıyorum. Ne iyi ki sen bana öğretiyorsun; dürüst olmayı öğretiyorsun; icabında hak ettiğini bağır çağır talep etmeyi de... Kendimi ne kadar seviyorsam karşıma çıkanı da o kadar seviyorum. El veren bir "sevgili" yardımıyla kendimi daha çok sevmeyi öğreniyorum. Ve bu hep böyle...
Hüzün çöküyor bazen gönlüme. 'Candan öte cananla' vedalaşmaktan burnum sızlıyor. Yaşanmışlarımı, biriktirdiğim güzellikleri senin koynuna salmak bazen kolay olmuyor. Hem biliyorum; her vedada can, canana emanet kalıyor. Şikayetim yoksa da asla - işte biraz sızlatıyor.
21 Şubat 2013
Bırak

Önce dalgalar (= hayat), sağdan soldan vururken kumdan bir kale yapacak (kendin için değerli bir amacı gerçeğe dönüştürecek) güce sahip ol.
Sonra bir bak bakalım; kumdan kalen her devrildiğinde, onu bir daha yapma gücün var mı ve hatta bir daha...
Sonra oyunundan sıkıldığında (=amacın sana anlamsız görünmeye başladığında ya da yeni bir amaç onun yerin aldığında) sil baştan başlama iradesi sergile ve başka bir şey yap; daha güzel bir şey yap.
En sonra iradeyi de asıl sahibine bırakacak kadar güven içinde, 'yapmak sevdasını' bırak. Bırak senin amacın, hayatın amacı olsun ve hayat dileğini en güzel şekilde senin de aracılığınla gerçek kılsın. Aslında birlikte yapılışına şahitlik et. Kendi toprağını, hayatınkine kar ve hayata, güzelliğe karış...
19 Şubat 2013
Hakikatli Sevgili
.jpg)
İnsan kendine yakınlaştıkça anlama çabası ve arayış; yerini, arayan ve arananın, insanın içinde kendiliğinden buluşmasına bırakır. Buna illa ki bir ad gerekiyorsa, aşk denilebilir.
Aşk, ilhama vesile olmaktır. Şiire söz, şarkıya nefes olmaktır. Arayana hedef, aranana kâşif olmaktır. Yola yolcu, yolcuya yol olmaktır. Hayat her ne dilemiş, murat etmişse varlığımızdan yana, o murat içinde erimiş olmaktır.
Seven, sevilen bahanedir; aşk, her an ve her daim, kavuşma sevinci olmaktır. Aşkı yazan kalem, yazdıkça tükeniyor olmaktan lezzet bulur ve yazdıkları hakikate işaret dahi etse, tamamen tükenmedi ise yalan olur.
İlişki ise başka bir şeydir. 'Görünürde bile olsa ayrı ve temelde benzersiz ölçüde farklı' oluşumuzu kutsamak ve bir dansa dönüştürmektir. Bana sorarsanız sevgili, koynunda hem kendini bulabildiğin hem de kendini daha da çok sevebildiğin kişidir. Bu haliyle hakikatli bir sevgilinin varlığı, kaçınılmaz olarak insanı yeni olmaya ve daha da büyümeye cesaretlendirir. Hakikatli bir sevgili,dansın coşkusunu büyütür.
08 Şubat 2013
Bağımlılık - Acı - Özgürlük
İnsan bağımlı olduğu şeyi, son derece masumane bir ihtiyacı gidermek için hayatına çeker ve var kılar. Bazen katlanamadığı yalnızlığına çare olsun diye, bazen anlaşılmamış ya da yeterince sevilmemiş olmanın yükünü hafifletmek için, bazen kaldıramayacağını varsaydığı yüklerle yüzleşmekten kurtulmak için...
Kendini keşif ve oluş yolculuğunda, ben olmayan her şey; tüm bağımlılıklarım benden koparılır ve tüm ihtiyaçlarımı gidermenin dolaysız yolları kendi içimde keşfedilir. Bu yüzden özdeşleşme ile birlikte ortaya çıkan bağımlılık sona erene; kendimle yüzleşip ihtiyacımı kabullenene ve olduğum kişiyi kalbime alıp çemberi kapatana dek acı kaçınılmazdır.
Acı; zihinsel,duygusal ya da fiziksel olarak bağımlı olduğun şey, bünyenden kopup ayrılırken ortaya çıkan şeydir. Acı; et, tırnaktan ayrılırken ortaya çıkan şeydir. Acı; senin saydığın, kendinden bir parça yaptığın, senden koparken ya da koparılırken ortaya çıkan şeydir.
Sınırlı ve dış kaynaklı hiçbir şey, ben değilim ve olamam. Bu yüzden insan, sadece kendisi olarak özgür ve fakat kendisini sevgiyle tüm evrene bağlı hissedene dek acı, kaçınılmazdır ve en büyük yol göstericidir.
Ancak ve ancak psikolojik acılarından özgürleşmiş bir birey, ihtiyaçlar üzerine bina edilmemiş, gerçek bir ilişkiyi yaşayabilir ve yeni acılar üretmeden, gönül bağları kurarak ilişki içinde olduğu her şey ile birlikte lezzetli bir hayat yaratabilir.
07 Ocak 2013
Dışarıda Bırakma
yorgunluk ve boş vermişlik de tutkulu anlar gibi;
mecburiyetler de özgür seçimler gibi;
yoldan çıkmış duygular da yola lezzet katan duygular gibi;
yol bulayım derken dolaşmış akıl da yolu açan akıl gibi;
koybolmuşluk da bulunmuşluk gibi;
ölüm de yaşam gibi, tazelik gibi;
sıradanlık da yücelik gibi
hamlık da olgunluk gibi
ve
hepsi aşkın ta kendisi gibi kucaklanmak ister.
Mutluluk, tutku, özgürlük muhteşemdir, aşk harikadır, sınırsızca sevmek tarifsizdir. Eğer onlarla özdeşleşmemiş de – sadece bir ara uğramışsan – karışmış bir zihin, yorgunluk, mecburiyetler içinde kıvranmak, acılar, hüzünler vs. onlar da muhteşemdir.
Birini dışarıda bırakmak hepsini dışarıda bırakmaktır.
Yok Böyle Biri
Ben kendine yanan ateş
Ben kendine ışıyan güneş
Ben kendine akan damla
Ben kendine saplı hançer
Ben kendine yakalanmış tuzak
Ben kendi izini süren yolcu
Ben kendine düşmüş kuyu
Ben kendine dönen dolap
Ben kendine açık kapı
Ben kendine bakan göz
Ben kendine sevdalı yürek
...
Ben her özneden taşan
Ben hep kendinden, kendine koşanım.
Ben seven ve sevilen;
Ben hiddetinden kendi köklerini sökenim.
Ben bin kapı çalan
Ben bin kapı açan
Ben bin kilitli kapının anahtarı olanım.
Ben hep kendine kilitli kalanım.
Ben bin soru soran
Ben bin cevap bulan
Ben bin olmadık sorunun yanıtı olan
Ve ben hiçbir tarife sığmayanım.
...
14 Aralık 2012
14 Kasım 2012
NEFESİNLE
Olan, kendiliğinden, tam da olmakla murad ettiği gibi ve mutlulukla olmaktadır...
Ey yokluk deminden süzülüp gelen
Sen var ya sen;
Hayatını gerçek sanıyorsun
Bir rivayete kapılıp
Yaprak yaprak dert döküyorsun.
Karaydın toprağında hatırlamazsın
Bir derin uykudaydın
Kimi cehennem ateşinde kuru bir gerçek
Kimi ölümsüzler diyarında ölüm kadar yalandın
Göğünden yırtılırcasına - an’sızın zamanın
Çileli bir tuzağa yakalandın
Yüzünü ışığa sardığın gecenin sabahında
Tertemiz ve su gibi aydın
Yoksun’luğa uyandın
Ve şimdi varlığa yol olmak; nefesinle
Senin yegane yazgın.
Kafidir
yokluğuma bakışını…
ve özlemin sendeki tadını saçtın ya bu taraflara
beni de soluklandırdın
gün bitip giderken bir iş görmüşlüğün gururuyla
yeniden ışıdı güneş ve eritti;
içimde günden yana biriktirilmiş ve ölü - ne varsa hepsini
önümde usulca akıp giden hayata bakınca şimdi
içimde sessiz, telaşsız ve sevinçli
olduğu yerde mutlu, olanla mutlu, capcanlı, dipdiri
bir kuş kanatlandırdın ellerinde sanki
ve hepsine razı ve güzelliğe müteşekkir
düşündüm de; sevmek güzel şey, ümitli şey dediği gibi şairin
sevilmekse bir an bile olsa kafidir
ve var olmak için yeterince iyi bir gerekçedir
01 Kasım 2012
GÜL KOKUSU
Kendi içine saklı, kilitli bir kutu
Kutuya sızan ince bir gül kokusu
Belki ışığa dair son umudu
Verdi miydi hayata kendini insan
Bir hediye gibi, sakınmadan
Söylediğinde şarkısını haykırarak
Korkak yüreklere, sahtekar kulaklara...
Açılıverir kilidi kutunun;
Saçılır aleme yıldız tozları, kuş cıvıltıları
Ve yayılır dört yana taze bir gül kokusu.
Kim bilir hangi kutudakinin
ışığa dair son umudu...
16 Ekim 2012
22 Eylül 2012
06 Eylül 2012
YAŞA SEN
*Dünyada gördüğün karanlığın aslında sadece bir ışık yakma fırsatı olduğunu bilerek
*Kendi ışığını, ateşini besleyerek; yanık tutarak; kendine hata yapma, olduğun gibi olma, keşfetme ve hatta hiçbir şey yapmama izni vererek
*Başkalarından ve adına "herkes" denilen o sürüden çok ve en önce kendi kalbinin sesini duymaya niyet ederek
*Kendi kalbinin sesini duyabildiğinde, kalbinin yolundan cesaretle yürüyerek; sınırlarını zorlayarak; değişerek, değiştirerek
*Tüm bunların içinde ve ötesinde hep sevdiğin yerde, sevdiğin insanlarla ve severek kendi biricikliğini, bambaşkalığını ifade ederek
*Sevemediğin her şeyin bu hayatta çok önemli ve anlamlı bir yeri
olduğunu bilerek ve neden sevemediğine bakıp kavrayışını derinleştirerek
*Kendini de aynen hayat gibi evirerek, devirerek, dönüştürerek ve her defasında daha büyük ve daha derin ve daha sevgiye açık bir insana bir daha doğurarak
*Sınırsız bir rahmetle, bereketle, şefkatle, bağışlayıcılıkla kuşatılmış olduğunu bilerek ve adına hayat denilen bu harikulade fırsatın her anının hakkını vererek, suyunu çıkararak, lezzetine vararak ve bu lütufkarlığa aynı lütufkarlıkla - senden taşan rahmet, bereket, şefkat, bağışlayıcılık, sevgi, güzellik ile cevap vererek YAŞA...
22 Ağustos 2012
YILDIZ TOZU
Gördüğün tüm o acılar,
Sana bunu hatırlatıyorlar.
Göbek bağın kesildiğinden beri yalnızsın bu yanda.
Öbür yanda ise sana her şey sığ, dar ve karanlık.
Anla ki koparıldığın yuvaya dönemezsin artık.
Yalnızlığını er geç kutsamaktır kaderin;
Gökte bir yıldız gibi ışıltılı, vakur ve kendinden emin
Belki söndün çoktan ve haberi bile yok daha
Karanlığına ışık vuran gözlerin.
20 Nisan 2012
03 Nisan 2012
Lisan-ı Aşktan
18 Mart 2012
BU BİR TUZAK
Daha sevmeyi bile bilmiyordum
Sabit olsa da - masumiyetim.
Çıktım; girdiğim her yoldan -
İnadına bu körlüğün;
Issızlığın, düşmüşlüğün...
Doğduğum gün verilmedi miydi hüküm
Sonu ha müebbet ha idam
Hem değil mi ki her şey zıddı ile kaim
Kaçacak da değildim
Yazılandan
Kanlı gömleğim dolaşıyor şimdilerde
Kalabalığın ellerinde
Hatırlamıyorum; kaç kez vuruldu boynum
Kaç kere atıldım dipsiz kuyulara
Ellerim bağlı; çırılçıplak
Firar düşlerine yatıyorum her gece artık
Ve her gün uzaklaşıyorum biraz daha
Ağlayarak
Sözler dizi dizi boğazımda
Ha çıktı ha çıkacak
Bu bir tuzak - bu bir tuzak!
16 Mart 2012
RÜYA
Her şey, kendisinden daha büyük bir şeyde yüzer.
Rüyalar, hakikat denizinin kıyıya vuran dalgalarıdır.
Rüyada kaybolmak, çok gerçekmiş gibi duran, kurmaca hikâyeler 'sahibi' olmaktır.
İnsan aslında kendisinin hikâyesidir ve hikâyesinde hapistir.
Tekrar, rüya içinde rüya görmektir.
Ve insan çok zaman, kâbusa dönüşmüş rüyalarından tekrarlarına sığınır.
Oysa bu düş evreninde, düşten kaçamazsın.
Sadece onu dönüştürürsün ve her durumda, kurmakta olduğun gibi de yaşarsın.
‘Hayatım’ dediğin şey de bir kurmacadan ibarettir.
Kurmadan yaşayabilirsen bilmediğin gibi yaşarsın.
Bilmediği gibi yaşamak korkutur insanı ve insan zanlarına sığınır her korku anında.
Oysa bu başı sonu bilinemez sonsuzluğun orta yerinde, kimse cehaletinden kaçamaz.
O yüzden cahil, kıt ilmini, süregiden bir zulme alet eder, her defasında.
Rüya fikirlerden beslenir.
Fikirler, uçucu zanlardan ibarettir.
Fikirler evrilir... Fikirler devrilir...
Onların da uzun ömürlü ve kısa ömürlü olanları vardır.
Ölümsüz fikir diye bir şey ise zaten yoktur.
Her şey gibi gidenin yerine bir şekilde daha tazesi gelir.
Hayat hep yeni fikirlerle yenilenir.
Anlık fikirler ölür – ebedi hayat kalır.
Bu yüzden ölümlü fikirlerle insan olunamaz.
‘Hayatım’ dediğin şey, içinde gömülü zanlarının üzerine inşa ettiğin bir zulüm hikâyesinden ibarettir.
Hayatı hikâye etmeden yaşayabilirsen zararsız yaşarsın.
Hayatı hikâye etmeden yaşayabilirsen sevmenin özünü kavrarsın.
İnsanın içindeki tüm o gürültü, kalabalık ve diğerleri; hepsi de rüyanın saadetidir.
Rüya ise başka türlü bir saadettir.
O ki;
Sessizce sever bir rüyayı
Ve rüyada rastladıklarını
Koynunda rüyalar yüzer.
10 Mart 2012
12 Şubat 2012
Dışarıdaki İç
"Sorunlar onları yaratan gerçeklik çerçevesinden bakılarak çözülemezler" Einstein.
Bütünsel bir sistemde birbiriyle ilişkili parçalar vardır ve bu parçalar çekirdek bir birimden (temel düzlem) daha büyük parçalara kadar topyekün sistemi oluştururlar. Sistem onu çevreleyen ekolojiden bağımsız değil tam da onunla bir bütündür. Yani her düzlem için ekoloji ya da dış düzlem olarak görünen evren aslında sistemin devamıdır.
Örneğin hücre, temel yapı taşı ise bir hücrenin kendi içinde bir sorununu çözmesi ilişki içinde olduğu diğer hücrelerle ilişkisinde yeni (ya da çözdüğünden daha büyük) sorunlar yaratmadan olmalı ki doku, yani 'hücrenin ekolojisi' bozulmasın. Dolayısıyla hücrenin sorununu hücre perspektifinden değil doku düzleminden ele alıp çözüyor isek ancak sağlıklı bir çözüme ulaşmış sayılabiliriz. Aynı şey doku ve onun için ekoloji olan organ ve organ ve onun için ekoloji olan alt sistem (örneğin sindirim sistemi) ve alt sistem ve onun için ekoloji olan beden ilişkisinde de birebir geçerlidir. Mesele şu ki beden de kendisi için ekoloji gibi görünen diğer bedenler (bitki, hayvan, insanlar) ve toplumları yok sayarak çözüm ürettiğinde kendi hayrına gibi görünen çözüm bütünün zararına olabilir. Bütünün hayrına davranmak bu açıdan değerlendirildiğinde kendi sorununu kendi çıkarını en üste çıkaracak şekilde değil ilişki içinde olduğun tüm diğer sistemler ve ekolojiyi gözeterek ve aslında birlikte çözme basireti göstermektir.
Hayat yolculuğunda insan ne kadar küçük bir sistem (ben algısı ya da biz saydığı ilişkiler düzlemi) içerisine bilincini, güvenli alan diye hapseder ve ekolojisini dışlar o kadar bütünün hayrından uzaklaşır. (Hoş bu durumun bile bütünde bir hayır içerdiği zannındayım.)
Ekoloji dış çevre değildir; ekoloji daha büyük bir iç çevredir.
İnsanın sevgiyle bütünün hayrına olanı dilemesi ve yapması da basitçe insanın 'ben' ya da kendisiyle ortak gördüğü 'biz' düzleminin içerisine kimleri ve neleri aldığı ile ilişkilidir. 'Düşmanınızı', 'size kötülük yapmış gibi görünen birini' dahi bu düzlemin bir gereği ve uzantısı sayarak mı evreni kucaklıyoruz yoksa ayrımlar yaparak ve ötekini dışlayarak mı? Bütünsellik açısından temel sorun budur.
Hepimiz biriz ve ayrılık yanılsaması tüm sorunların gerçek tek nedeni.
En Özgür Şey
Sakın
Sürekli olarak 'almaya' bağımlı olan birisiyle bir ilişki, kaçınılmaz olarak seni tüketir. Kendi açlığını bir başka bünyede gideren bir vampirle ilişki kurmak; yaşayan bir ölüye dönmeyi kabullenmek demektir. Üstelik ne yaparsan yap, ne verirsen ver; yetmez. İkinize birden hiç yetmez. Bunlardan çevrende çok varsa, muhtemelen sen de 'vermeye' bağımlı olduğun içindir. Durumun farkına vardıysan ve kanın epeyce zaman emildiyse büyük bir öfke duyarsın. Bu tam da seni sömüren bağları söküp atmak için ihtiyaç duyduğun şeydir. O öfkeyi söndürmeye çalışma; özgürleşmek için kullan.
Almaya; bir başkasının kendisine nüfuz etmesine kapalı olan biriyle bir ilişki ise zaten söz konusu değildir. Ne kadar çabalarsan çabala arada bir duvar vardır ve sen duvarın öte tarafına geçme ayrıcalığı verilmeyenlerdensindir. Var olman kabul görmüyordur ve kim bilir hiç bilmediğin ne için cezalandırılıyorsundur. Bunun bir ilişki olduğu zannına kapılan kişi için bu durum kaçınılmaz olarak incinmeyle sonuçlanır. O incinmişliğini görmezden gelme; gerçek ilişkiler var etmek için kullan.
İlişki bir alışveriştir. Bu alışverişte geçerli değişim birimi; enerji, fikir, bakış açısı, sevgi, güvendir. Alışveriş tıkanır; ilişki biter. Alışveriş yok; ilişki zaten yoktu.
Seni sevmeyi bilmeyenlerden sakın ki onları da sevebilecek gücün olsun.
30 Ocak 2012
22 Ocak 2012
İki Damla
17 Ocak 2012
Ve yaratır Ve aranır Ve ...
Karanlık ve ışık dengedeyken
Ne ışık ışıktır ne de karanlık karanlık.
Loş; başıbozuk bir meyhane havasıdır,
Kırık bir plaktır;
Döndükçe kendini hançerleyen
Karanlık zifirine dalınca
Sıkılır kendinden ve belalar açar başına sıkıntısından
Aydınlık saf beyazken kamaşır gözleri
Kendinden bihaber; dolanır kendi ayağına
O yüzden sever aydınlık kendinde olmayanı
Ve yaratır.
O yüzden sever karanlık kendinde olmayanı
Ve aranır.
15 Ocak 2012
Döne Dolana
Rüzgarı anlamakla başla;
Soğuktan, sıcaktan, ılıktan geç
Suya, toprağa dokun dikkatlice
Kuşları, salyangozları dinle
Kokusuna meftun ol bir çiçeğin
Denizin ellerine tutunmak isteyen yosunun
Ellerinden tut; üşümüş bir çocuğun
Duyar gibi olursan bir lahza
Hissedersen bir noktada
İnsanı da anlamaya cür'et et
Anla ki hatırlayasın;
Unutulmuşlarını bulmaktır hayat
Kendi içinde döne dolana
12 Aralık 2011
01 Aralık 2011
SESSİZLİKLE HASBIHAL
Yaratmak, hayal gücü vasıtasıyla sonsuz bir kaynaktan, gerçeklik kalıbına dökülmek üzere bir tasarım çağırmaktır. Çağırdığın geldiğinde kenara çekilmezsen olsa olsa karmaşa yaratırsın.
Karmaşadan beklenmedik bir basitlik çıkarmak, deha göstergesidir.
Ve yaratıcılık, dehanın karmaşaya bir son verişidir.
Aslında hiç kimse bir şey yaratmıyor; açıklığı ve duruluğu ölçüsünde yaratıma kanallık ediyor. O yüzden yaratıcılık, çağırdığının gelmesi ve seni hiç bulamamasıdır.
Müzik geldiğinde sessiz olmazsan elindeki gürültüdür.
Ve yaratıcılık, sessizlikle konuşma sanatıdır.
Hepimiz misafiriz. Bugün varız belki, yarın soru işareti...
Ve yaratıcılık, misafirin ev sahibini ağırlamasıdır.
Yokluk insanın ağırlaşmasıdır.
Ve yaratıcılık, yaratımın üzerinden var olmaktır.
Sıkıntım kendimdendir.
Ve yaratıcılık, kendimin ötesine geçmektir.
Hafifleyen gülümser.
Ve yaratıcılık, hiç olmayandan hep olmuş olana sıcak bir gülümseyiştir.
Yokluğundan düşmeden küskünlükten geçilmez.
Ve yaratıcılık, varlığın aşkın halidir.
Halden hale geçiştir hayat.
Ve yaratıcılık, aşk halidir.
Ney nefes ister.
Ve yaratıcılık, nefesin neyle buluşmasıdır.
Ağacın rüyası güneşe ermektir. Rüyadan uyandıran ise meyveyi nasiplenen kuştur.
Ve yaratıcılık, ağaç dikerken meyvenin lezzetini almaktır.
İşlevine ihanet eden tasarım çöptür.
Ve yaratıcılık, tasarımın işlevini sevmesidir.
Geçmiş ve gelecek birer zaman israfıdır.
Ve yaratıcılık, hiç zaman israf etmemektir.
Aşığın sevgiliye hasreti bitimsizdir.
Ve yaratıcılık, sevgiliyle vuslattan çalınmış andır.
Okçu, ok ve hedef bölünmüşlüktür.
Ve yaratıcılık, okçunun oku attığı ve okun hedefe vardığı aralığı kapatmaktır.
Hiçbir şey tam olarak bilinemez.
Ve yaratıcılık, bilinemeyenin bilinir kılınmak arzusudur.
16 Ekim 2011
Taşı Bırak
İnsan nedenini hatırlamaksızın kendini ortasında bulduğu karanlık ve tehlikeli bir kıyıdan, nehrin aydınlık ve tamamen güvenli tarafına geçmek için biraz mecburiyet içeren bir korku ve biraz da merak içeren bir cesaretle yola çıkar. Tehlikeli kıyı dünyaya geldiğimizde içine düştüğümüz zihinsel, duygusal ve fiziksel aczimiz ve cehaletimizdir. Aydınlık ve güvenli taraf ise güç, özgürlük ve bilgi içeren zihinsel, duygusal ve fiziksel olgunluktur.
İnsanın nehri geçerken suya kapılıp gitmemek için basacağı sağlam bir taşa; onun için bilinmezlerle dolu bu dünyada onu güvende hissettirecek bir fikre ve bu fikrin uzantısı olan davranış modellerine ihtiyacı olur önce. Ve insan hızla öğrenmeye başlar. Öğrendiği şey, her ne kadar an itibarıyla işine yarasa da aslında içine doğduğu bu sorunlu dünyanın sorunlu kurallarıdır. Dünya ve içindeki her şey; insanlar, ilişkiler, olgular bir bir etiketlenir böylece ve tüm etiketler için güvenlik açığını kapatacak bir cevap geliştirilir. Cevaplar tekrar edilir ve geçerliliği keskinleşir.
Ama akan suyun içerisinde, karanlık tarafa yakın hiçbir taş sürekli bir güvenlik hissi sağlamaz. Karşı kıyıya erişinceye dek daha sağlam bir başka taşa zıplanması ve ilerlenmesi gerekir. Çünkü karanlık insanı kovalamaktadır. Hayat değişkendir; kaos ve düzen arasında her şey dengesini yitirmekte ve yeniden bu dengeyi geri kazanmaya zorlanmaktadır. Yaşanılan beklenmedik acılar, öğrenilenlerin yanlışlığını sorgulatır böylece ve bilinenin terk edilmesi gerekliliği doğar sürekli.
Yol boyunca ilerleyebilmek için "ben kimim (yalnızlığın ve ayrılığın doğası ne?); burada ne işim var (korkunun ve karanlığın doğası ne?); hayat ne (bu tehlikeli görünen suyun doğası ne?) ve bu hayatı benim için kolaylaştıracak olan nedir? (cesaretin ve aydınlığın doğası ne?)" sorularına verdiği cevaplar sürekli değişmek zorundadır insanın. Zira sabit bir gerçeklik, psikolojik ölümü getirir ve hayat akışkandır.
Karşı kıyıya geçmek için ise son taştan da ayağını kaldırmalıdır; yani artık sorular-cevaplar, yol boyunca öğrendiği kavramlar-fikirler, korkuyu taşıyan ve yansıtan tüm o kimlikler, anlamsız ve gereksiz olmalıdır. Yükünü bırakmalıdır. Karşı kıyıda, tamamıyla güvencede iken; korkacak herhangi bir öteki ya da karanlık bir bilinmez yoktur. Şahit Ol'unası bir güzelliktir her şey artık sadece.




.jpg)

.jpg)

























