04 Eylül 2007

Düşman Gibi Bir Deniz, Deniz Gibi Bir Düşman


Efendiyi efendi yapan “gücüne”; köleyi köle yapan ise “güçsüzlüğüne” odaklanmış ve nihayet inanmış olmasıdır.

Gücüne inanan, hiçbir şey yapmamak da dahil olmak üzere, onunla dilediğini yapabilir. Güçsüzlüğüne inanan ise ya korkuyla ya alçakgönüllülükle boyun eğer. Ancak insanın başına ne gelirse, doğru bildiğini gerçeğin yerine koymasından gelir ve kölenin bildiği de efendinin bildiği de gerçeklerden epey uzakta olabilir.

İnsanlar hür ve eşit doğar. Sonra da üstünlük/aşağılık fikrine inanmayı öğrenir. Köle köleliğini; efendi efendiliğini öğrenir ve böylece uyku başlar. Kölenin uykusu aşağılık, efendinin uykusu üstünlük uykusudur.

Kölelik kendinden sınırsızca vermeyi gerektirir; özveri ister ve uykuda özveride bulunsan da koymaz adama. Uyanıkken köle kal kalabiliyorsan. Hem uyanık hem köle olamaz hiç kimse.

Efendilik başkalarından sınırsızca almayı gerektirir; bencillik ve hırs ister ve uykuda bencillik de kolaydır hırs da. Uyanıkken bencil kal kalabiliyorsan. Hem uyanık hem efendi olamaz hiç kimse.

Efendinin üstünlüğünü yenilgiye uğratmak kolaydır. Çünkü üstünlük gelip geçici ve sanaldır. Bugün vardır yarın yoktur. Hem efendi kendisi dışında çok şeyi hesap etmek zorundadır. Yükü ağırdır. Biriktirdiklerine tutsaktır. Kölenin öğrenilmiş aşağılığını yok etmek ise zordur. Çünkü en tatlı uyku budur. Köle uykusunu, efendisinin sevdiğinden daha çok sever. Çünkü tek kişilik bile yaşamıyordur. Hesaba gerek yoktur, yarının yükü yoktur. Köle, köleliğinden; bildiğini sandıklarından; aşağılığından vazgeçmek istemez. Kölenin uyanışı, ölümdür ona ve ölümün korkusu, ölümün kendisinden acıdır. Gözlerini kırpmadan ölümden geçebilen asla köle olmamıştır bu hayatta.

Köle aşağılık ve yetersizlik uykusundan uyandığı an hiçbir şeydir ve aynı zamanda her şeydir. Ama isterse bu kez de üstünlük ve güç uykusuna yatabilir ve artık efendilik oyunu oynayabilir. Efendi üstünlük ve güç uykusundan uyandığı an hiçbir şeydir ve aynı zamanda her şeydir. Ama isterse bu kez de aşağılık ve yetersizlik uykusuna yatabilir ve artık kölelik oyununa dahildir. Oysa gerçekte insan ne efendi ne köledir. Bu yüzden mesele bir çaba ve mücadele meselesi olmaktan çok gözünü, zihnini, gönlünü açma ve her türlü uykudan temelli uyanma meselesidir.

Zamanında Tarık Bin Ziyad, Endülüs’ü fethetmek için İspanya’ya gemilerle çıkarma yaptığında askerleri karaya ayak basar basmaz, tüm gemileri yaktırmış ve askerlerine şunları söylemiştir; “Ey mücahitler, arkanızda düşman gibi bir deniz, önünüzde deniz gibi bir düşman var, nereye kaçacaksınız?".

Efendi iseniz efendiliğiniz, köle iseniz köleliğiniz sizin gemileriniz ve ikisini de yakmadan, ileri gidemeyeceksiniz.

2 yorum:

Ozlem Uzunoglu dedi ki...

Çok güzel bir yazı, hayatımızı inançlarımızın üzerine kurduğumuza inanıyorum ben de. Köle olduğumuza inanıyorsak, başkaları bize ne söylerse söylesin kaderimizi kabul eder, baş eğeriz. Başarısız olacağımıza inanıyorsak karşımıza çıkan bütün olaylar /karşılaşmalar, yetersizlik inancımızı ispatlamamıza yardım eder. Sözün sahibini hatırlayamadım ama ne demişler, "Dusuncelerini degistir, hayatin degissin." Dusuncelerimiz de inanclarimiza gore sekillendigine gore "Inanclarini degistir, hayatin degissin" diyebiliriz. Ozellikle Tarik Bin Ziyad' in gemileri yakmasi cok guzel bir ornek olmus, negatif inanclarimizin gemilerini yakip olumlulari ile degistirmeli ve yolumua devam etmeliyiz.

Ali dedi ki...

Sevgili Özlem,
Güzel sözler ve yorum için teşekkürler.