15 Temmuz 2007

Çekim Yasası ya da Meraklıları İçin "SIR" (3)

Çekim Yasasını bilip arzuladığınız sonuçları hayatınızda var etmek için doğru şekilde kullanabilirsiniz. Ama hala, kendinize çektiğiniz önemli fırsatları değerlendirmek ya da değerlendirmemek seçeneğiniz vardır. (Hatta - görmek ya da görmemek seçeneği) Daha açık konuşayım; aslında Çekim Yasası daima sizin lehinize işler ve büyümek, öğrenmek, değişmek ve olgunlaşmak için her neye ihtiyacınız var ise sürekli olarak hayatınıza onu çekersiniz. Çünkü bilinçaltınıza kayıtlı ve doğru kabul ettiğiniz “yanlış düşünceler” çoğu zaman, acı içeren deneyimler yolundan geçmeden yenilenmezler. Dolayısıyla – aslında kendi yalan yanlış düşüncelerimle kendime yarattığım acı, (aslında “var olmayan acı “ – bakınız “Acıdan Geç” adlı yazım) olsa olsa iyi bir öğretmendir.

Hayat zaten sınırsız fırsatlarla dolu, her anı mükemmel bir armağandır. Ancak armağanı ve onun mükemmelliğini ancak kendi mükemmelliğim (düşüncelerimin izin verdiği mükemmelliğim) ölçüsünde süzebilir, algılayabilir ve gerçekten yaşayabilirim. (ve tam da bu yüzden “En büyük eserin sensin”:)

Dilerseniz “En büyük eserin sensin_Başarının Psikolojisi” adlı kitabımda yer alan “FIRSAT” adlı bölümden aşağıdaki satırları aktararak konuyu netleştirmeye çalışayım:


Sorumluluk alabilme derecesine bağlı olarak – insanlar (ve sosyal gruplar, kurumlar) kendilerine TEPKİSEL(REAKTİF) olmakla FIRSAT YARATAN EYLEMCİ (PROAKTİF) olmak arasında bir yer bulurlar.

Sorumluluklarından tamamen kaçınan tepkiseller (kronik kurbanlar) hayatta fırsat değil sadece dert olduğunu iddia ederler ve bu dertler, hep onları bulmaktadır. Kısmetleri kapalıdır, ne yapsalar boşunadır. İşin kötüsü hayatın rezil bir şey olduğuna öylesine inanmışlardır ki belki çevrelerindeki herkesi de buna ikna edebilirler. Fırsatları sadece görememekle kalmaz inkâr da ederler. Maalesef değişmedikleri sürece mutsuz yaşar, çevrelerine ümitsizlik saçar ve keder içinde ölürler.

İkinci aşamada bu sert olumsuz tepki biraz yumuşar. Hayat bu berbat haliyle bir şekilde kabullenilir. Hiçbir şey değiştirilemeyeceğinden bir şeyler yapmak için çabalamaya ya da bağırıp çağırmaya gerek yoktur. Tepkiden ziyade, derin bir eylemsizlik ve olumsuz ruh hali içerisinde, fırsatlar da görülemez. Çünkü gözler dışarıdaki dünya üzerinde değil içerideki sıkıntı bulutları üzerindedir. Enerji düşüktür. Her şeyi küçümseme ve değersizleştirme eğilimi gözlenebilir. Boş vermek kolaydır ve kolay olan seçilir.

Üçüncü aşamada dünyada iyi şeylerin, güzelliklerin, değerli insanların varlığı da fark edilir. İç sesinizi, hayatın bir dengesi ve değerli bir anlamı olması gerektiğini kulağınıza fısıldarken daha çok duymaya başlarsınız. Aslında az da olsa bir şekilde hayatta fırsatlar da mevcuttur; bunu görürsünüz. Ama bir şey yapmaya değmez. Zaten atalete saplanmışsınızdır ve olumsuz alışkanlıkların esirisinizdir. Fırsatlar az çok görülür; bir heves duyulur ama eylem olmadığından hepsi uçup gider. Belki başka biri bu fırsatları sizden çok sonraları görmüş ve değerlendirmiştir. Kızılır. (Daha çok da kendine)

Dördüncü aşamada düşünceler daha dengelidir; fırsatları görür ve değerlendirmeye çalışırsınız. Artık kendi içinizde bir karar vermişsinizdir; hayatı yakalamak, başarmak, gücünüzü kullanmak istersiniz. Bazen sonuç alır bazen de alamazsınız. Ama deniyorsunuzdur. Elinizden geleni, doğru olduğunu düşündüğünüz şeyi yapmak için çaba gösterirsiniz. Bu çabanız her zaman sonuç vermese de sizi ayakta tutar, güçlendirir. Artık fırsatlara açılırsınız ve daha da uyanıklaşırsınız.

Beşinci aşamada fırsatları sadece görmekle kalmaz ararsınız da. Değerlendirdiğiniz fırsatlar önünüze daha da büyüklerini çıkarır. Çünkü

“Fırsatlar değerlendirildikçe katlanır.”
(Sun Tzu)

Merak duygusunu yeniden harekete geçirdiğiniz, bir anlamda hayatı yeniden bir çocuğun enerjisiyle yaşamaya (oynamaya) başladığınız bir dönemdir bu. Her şeyin mümkün olduğunu düşünürsünüz ve kendinizi çok daha güçlü hissedersiniz.

Altıncı aşama, başınıza gelenlere ve hayata tepki verdiğiniz değil onu şekillendirdiğiniz aşamadır. Elbette beklenmedik olaylar sizin de başınıza gelir. Ama artık fırsatı yaratansınızdır. Yani problemi fırsata dönüştürürsünüz. Artık hayatta problem denen her şeyin aslında birer fırsat olduğunu düşünürsünüz. Problemleriniz için de şükredersiniz. İnsanları gerçekten dinlediğiniz; alışkanlıkların ötesine geçtiğiniz, mesajları boş bir zihinle (=önyargısız) okuduğunuz bir dönemdir bu. Gerçekten iletişim kuruyorsunuzdur. Gerçekten yaşıyorsunuzdur. Yanlış ya da kötü olan hiçbir şey yoktur. Adam olmak, büyük bir adam olmak yolundasınızdır. Güç ve rekabette ayakta kalmak artık mesele olmaktan çıkmıştır. Artık güçlendirmek ve ayağa kaldırmakla ilgilenirsiniz.

Son aşama ise olmakta olana gülümseyerek izin verdiğiniz; her ne oluyorsa sınırsız bir kabullenme ve sevgiyle karşıladığınız aşamadır. Olandan ve olabilecek olandan özgürleştiğiniz aşamadır.

Tüm bu aşamalar boyunca hayat hepimiz için basit bir gerçeğe açılarak başkalaşır;

“Sorumlusu benim; bir şeyin değişmesini istiyorsam değiştirmesi (ve değişmesi) gereken kişi, en önce benim.”

ya da;

“Hayatım ben böyle olduğum için böyledir.”

ya da;

“Hayatım benim kim olduğumun yansımasıdır.”

1 yorum:

dunyadan dedi ki...

hayatım, kim olduğumun yansımasıdır önceleri..
sonra çevremin rengi ne ise öyle görünmeye başlar. sonra bu görüntü asıl mış gibi düşünülür. sonra bu sürer gider... ya yok sayarsın ya yok sayılırsın