25 Ağustos 2009

Labirent


Yalansız yaşamak; ışıkta yaşamak mümkün olmasaydı; karanlıktan çıkış olmazdı. Biz de çıkışı olmayan bir labirentte açlığıyla baş başa peynir arayan zavallı farelerden farksız olurduk. Çıkışı olmayan labirent, labirent değildir. Işıkta yaşamak tek umudu insanın. Umut yoksa yaşamak niye? Evet, hayat eylem sever. Fakat umutsuz eylemin bir anlamı olabilir mi?

Çöldeysen istersin. Su istersin, gölge istersin, çölden çıkış istersin, bir Allah kulu, bir yoldaş istersin, bir ses istersin. Çünkü çölün cazip bir tarafı yoktur. Ve ararsın. Ve istersin.. Ve ararsın... Ve büyütürsün... Susuzluğunu, eksikliğini, arayışını, bekleyişini...

Ve zaten en başından yanılgıda olduğunu göremeden labirentten çıkamazsın. Yanlış yönü gösteren pusula ile okyanusa açılmak kimseyi aradığı limana götürmez. Ve hayat sınırsız deneme - sınırsız yanılma oyunu olmamalı.

Çölün kendi cazibesini görebildiğinde çöl artık çöl değildir ve içinde büyüttüğün, çöl olmaktan çıkıp bir vaha olur birdenbire. Ne iyi şey; içinde bir çöl değil bir vaha, bir göl, bir orman büyütmek.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

eline sağlık Alicim,

sorunumuz kucağımızda dolaşıp duruyoruz kafası kesik horozlar gibi!
NASIL?
nasıl seveceğiz?
nasıl sevebileceğiz?
"çöl" metaforu sevginin olmadığı yerdir.
nereye gitti bu sevgi?
hiç orada olmuşmuydu?
"karanlık"ise yalanın olduğu yani görüş alanı bulunmayan yer.
karanlık bir çöle doğmuşa önerimiz var mı?

yanarak mı ancak?

Ayşegül Denizci

Ali dedi ki...

Sevginin olmadığı yer?
Bana kendi kendisiyle saklambaç oynayan körebeyi hatırlattı.
Görüş alanı bulunmayan yer?
Bana her şeyin döndüğünü ve her geceyi gündüzün muhakkak takip ettiğini anımsattı.

Sevgiler,