28 Ekim 2013

SUSUZ YAZA HİKAYE

Oturur konuşurduk. Daha doğrusu o konuşur, anlatır, cıvıldaşırdı. Neşesi, enerjisi taşar; evimi, Dünyamı, can yurdumu doldururdu. Hala da dolu her yer; onun sesiyle, kokusuyla, güzelliğiyle.

Ben daha çok dinlerdim. Ama güzel dinlerdim. Mahur bir şarkıyı dinler gibi. Sükutum çok zaman dinlendirse de bazen telaşlandırırdı onu. Ne düşünüyorsun der, merak ederdi. Sezerdim; cevaplarımı pek beğenmediği de olurdu. Bazen de anlamaya çalışırken sorular sorardı bana. Üst üste üç sorudan sonra kafam karışırdı. O da “güzel gönlünü yordum mu senin yoksa” diye gönül alırdı. Öyle güzel gönül alırdı ki, güzel gönlümü daha sık yorsun isterdim. Oysa güzel gönül onunkisiydi ve onu yoran bendim daha çok.

Çok netti, zerre eğrilik göstermedi bu ilişkide. Açıktı, şefkatliydi, vericiydi ve çokça bağışlayıcı… Ben ise kendimle ve daha kim bilir nelerle meşguldüm. Sessizliğimden ve sıradanlığımdan mesut; şiirler yazıyordum. Şiirlerim, anlattığı güzelliklerden değerliydi. Güzellik yanıbaşımdaydı oysa ve ben onun şiiriyle meşguldüm. O yüzden ben, sığlarda geziniyordum. O ise derinine dalıyor ve yaşıyordu. Ben evden slogan atanlardandım. O ise bıraksan sokakta tomaların önüne koşanlardan…

O benim ilk göz ağrımdı. Elbette sevmişliğim vardı ve sevilmişliğim de evvelinde. Ama böylesi severek, böylesi sevilmişliğim yoktu. Kıymetlimdi; öyle de hala. Lakin kıymet bilemedim. Örseledim onu. Sınırsız bir özgürlük ve anlayış beklerken şuursuzca haddimi aştım. Önceliklerini sezemedim, hırpaladım güzel gönlünü, anlayamadım onun tek sığınağı olduğumu; sığındığı zamanlarda sabır gösteremedim usulünce - kestirip attım bazen; zamansızlığını göremeden zaman diledim ondan ve ortada bıraktım acımasız sözlerle - kışta kıyamette.

Nihayet izin veremedim sessizliğine. Kendi kabuğuna çekilmek dilediğinde bile anlayamadım; fazlalığımı, ileri gittiğimi ve gölgeye döndüğümü... Kaybetme telaşına kapıldım. Onu geri kazanmak için oyunlar oynadım; hiç bilmediğim oyunlar... Kazanmak için oynadıkça kaybettim. Kaybetmekten korktukça kaybettim. Gitti ve yolundan döndüremedim.

Gönül katlanamadı; onun cıvıltısı olmadan mahşeri ıssızlığa. Oysa sessizlik benim mekanımdı. Pekala susabilirdim. Susmaya çabaladım da çok. Ama tam da oldu dediğim zamanlarda - olmadı. Çığlıklarım arşı aldı; sessizliğini en çok özlediği zamanlarda belki, ona erişti ve bir daha dağladı yüreğini. O içimdeki sessiz mekan, onun gidişiyle, gürültülü ve soğuk makinelerin aşk öğüttüğü bir fabrikanın bacası gibi acı tüttü. Öyle çok öğüttü beni o ıssızlık ve öyle çok tüttü ki isli acısı karanlığımın; ne haykırmaya nefesim ne de dillenecek sözüm kaldı.

Onun dileği böylesi bir sessizlik miydi bilemiyorum. Ama oturup konuşur, cıvıldaşırken – göz göze; birbirimize akarken ve doldururken yüreklerimizi – aşkla; şimdi üç kuruşluk dertlerle günümüzü dolduracağız. Aşktan düşmüşlüğümüzün sızısını, bir zaman aşkla yükselmişliğimizle avutacağız. Aşk bizi kendimizden öteye taşırdı ve şimdi döndük mü başa – en susuz yazımıza?

6 yorum:

yasin suat dedi ki...

muhteşem

Ali Karakuş dedi ki...

Çünkü çok gerçek.

Aliye dedi ki...

Öyle fazla gerçekki tekrar tekrar acıtıyor ...

Ali Karakuş dedi ki...

Umulur ki yazmak, acıyı kusmak olsun...

Nilay Ozyurt dedi ki...

umulur ki okumak, acıdan geçmek olsun...

Ali Karakuş dedi ki...

Olsun :)