23 Şubat 2009

Şahidi Ol Günlerinin


Dünya böyledir. En akıllıyı alaşağı ediverir tam da böyle olmaması gerektiğini umduğu an. Doğru düşünceyi ararken ve tam da ‘bu eskisinden daha da iyi görünüyor’ deyip ona tutunmuşken yapar bunu üstelik. İnsanın kaosu, rüyanın dışına çıkmadan bitmez maalesef. Bir yukarı bir aşağı; bir orda bir burada başın döner durur. Buldum dersin; sana güler. Ararsın saklanır. Ve düşer durur insan, sahte kederler denizine ve bir yol arar bata çıka – el yordamıyla.

Çoğunluk aslında düşmüyormuş gibi yapar ve yeni akıl oyunlarına sapar. Düşmek iyidir oysa. O acılı bazenler iyidir. Çünkü ne kadar yalan olduğunu gösterir. O kadar yalan ki hepsi, bir hakikat yokmuş gibi hissedersin hatta. Bir bilen, bir öğretmen alsın istersin yükünü. Tanrı çıkıp geliversin ve kolaylasın buhranını dersin. Düşünürsün kara kara ve bir çıkış bulamazsın. Çünkü düşünülesi bir gerçek, gerçek değildir. Çünkü düşüncenin kendisi yalanı yaratır. Düşünerek hakikati bulamazsın. Hakikat zaten senindir. Ama düşüncelerin, bakış açıların, beklentilerin, öğrendiklerin... Bunların hepsi korku yaratır. Ve senin olanı almanı, zaten elinde olanı görmeni engeller.

İzin ver canım benim. Tüm düşüncelerinin saçma olmasına izin ver. Tüm bildiklerinin yanlış olmasına izin ver. Kendini sıfırla. İnançlarını sıfırla. Bu kelimeleri yazan beni de sıfırla. Bilenleri ve bildirenleri sıfırla. Böylece seni sınırlayan tüm korkularını sıfırla ve aslında korkacak hiçbir şey olmadığını gör.

Saçmalığımızın arkasında büyük bir anlam ve güzellik var canım benim. Her şey o kadar güzel ki bunu yaşamamak çok saçma.

Devrimini gülümseyerek, mutlulukla izliyorum. Düşüşünle mutlu oluyorum. Çünkü düşüşüne bakıp ondaki saçmalığı da görebileceğini umuyorum. İnsan yükselişinde saçmalık aramaz. Ancak düşerken göremediğine bakmayı hatırlar. Korkusuz olmayı öğren illa ki bir şey öğrenmeliyim diyorsan; çünkü korkacak hiçbir şey yok. Düşmekten bile korkma, korkmaktan kork - yaşamaktan korkacağına. Belki de “hiçbir boşluğa sonsuz - ve - bensiz düşemeyeceğini” görmen için bir fırsattır bu.

Bu satırları aslında ben sana yazmıyorum. Sen sana yazıyorsun cevaplarını ve hiç karşılaşmayacağını sanıp kederlendiğin kendinle buluşuyorsun her defasında. Yine de düşüncelerin kabullenmiyor, gerçeğin üzerini çiziyor ve benim bir başkası, bir ağabey, bir bilen olduğumu sanıyorsun. İnsan hakikati aynen böyle yaparak yalana feda eder. Bir iken iki oluveriyoruz böylece ve keder başlıyor yeniden.

Şahidi ol günlerinin
ve anlarının ve gecelerinin..
Kendi şahidi ol kendinin
Öncelerinin ve sonralarının..
Yazarken ellerin kelimeleri
Şahidi ol cümlelerinin ve dahi ellerinin..
Duygularına şahit ol
Ateşliyken ve küllenirken..
Yaşayanlarına şahit ol
Tut sıcakken ellerinden..
Ölmüşlerine şahit ol
Sahiden bir ölüm görebilirsen..

Duymaz olur mu Tanrı
Duyuyor elbet seni...
Fısıldıyor kulağıma
Ve diyor ki;

Gömdüklerini hatırla daima
Canlı tut kalbinde ki
Yaşayanlarını gömme diri diri.

(Not: Yukarıdaki şiirin asıl yazarı için;
http://uzaklardanbiryerlerden.blogspot.com/
adresini ziyaret ediniz.)

1 yorum:

Tulip dedi ki...

Düşüncenin ötesindeki sezerim de, düşünce de dahil ya ona? o zaman daha şahane oluyor. Yani düşüncenin, bilginin, bilenlerin ve sair tüm herşeyin içinde ama yine de düşüncenin ötesinde...ne büyük kurgu be!