25 Temmuz 2013

KİME?

Kime sığınır insan bir yalandan?
Ben sevdiğime sığındım.

O, ki sever beni sorgusuz,
Ve benden başkasına emanet etmez,
Asla benim olamayacak olanı
Sever ihanetimi de kim bilir – belki bu yüzden

Savrulur hatıralar, zamansız bir mekanda
Ve silinir; elde kalmış ne varsa.
Acı ne, yalan ne ki;
Aşk bile silinir.
Bir kelebek, daha hevesi varken uçmaya
Kapılır da bir rüzgara
Kanatları kırılır.
O an göremezsiniz
Ne ateşler içindedir;
Rüzgarın –
Gözyaşları bile tutuşur.

Kime sığınır insan şüphelerinden
Ben sevdiğime sığındım.

O, ki bilir silineceğimi,
Ne istersem verir ve ne kadar istersem
-haddime bakmaz
Ve sever açgözlülüğümü de kim bilir – belki bu yüzden

MEZE

Sandım ki; yüzüm yoktur
Yeni bir söze daha
Anladım ki; hayat söze bahanedir.
Ve söz, şaire mezedir.

17 Haziran 2013

GÖLGELER

Kritik, ilginç ya da zor ve aynı zamanda da dramatik ve lezzetli olmayan bir zaman, 'yok' zannımca ve hiç de olmadı. O her şeyi başlatan, dönüştüren ve de bitiren; hem ilk damlaydı hem de sonrakilerin ayrı ayrı her biriydi; sadece son damla değil.

O vakit her bir birey, Dünya tarihini yeniden başlatıyor, değiştiriyor ve yazıyor demektir. Dünya her an, yeniden karılan desteler gibi yeni bir hikayeye akıyor demektir.

İnsan, etkisinin ne kadar da büyük olabileceğini görmeden tohumlar ekiyor sürekli. Kendi başına çoraplar örüyor bazen; gölgelerinden düşmanlar icat ederek ve bazen de belki asla koklayamayacağını bile bile, bir güle inatla su veriyor; gönlüne dikenler batarken.

Nedir insanı yüce kılan? Cesaret mi, bilgelik mi? Düşmüşlüğünden zaferler çıkarabilmek mi? Nedir insanı karanlık hikayelerin dışına çıkaran ve aydın kılan? Aşkta ya da kavgada sınanmak mı? Eğrisini doğrultmak mı yoksa eğrisini de doğrusunu da bir kenara bırakmak mı?

Gönül diyor ki bu ara; DUR biraz. Tam ortasında bu çılgın telaşın, ne bir adım geri ne bir adım ileri; DUR. Kapılma hikayelere ki alır seni senden, savurur uzaklara... Zaferler de kazansan - asırlar boyu adınla anılacak; kaybedeceğin kendin olma, bir adın ne hükmü var? Öyle ya da böyle anılmanın ne hükmü var? Hem zaferlerin az mıdır bedeli - ki o bedeller de en az zaferlerin kendisi kadar hükümsüz... Yokmuşsun gibi yaşa iyisi mi; bu gölgeler aleminde sessiz, belli belirsiz; kendinden mesut bir gölge gibi. Hem olmak ne ki oldurmak ne olsun? Belki de gerçek kahramanlar, tarihe hiç not düşülmediler. Çünkü onlar gölgelere hiç inanmadılar - gölgelerin kendilerine inandıkları kadar.

03 Nisan 2013

YOKSA

4 yapraklı yonca
Kırkından önce mi bulur insanı;
Sonra mı?

Gül dalı
Kapının dışında mı kaldı;
Kokusu sevdiğinin koynuna mı vardı?

Aşka yoksunlar
Yokluğa mı sığındılar;
Yoksa hiç mi yoktular?

GÜZELLİKLE


Hayal kırıklığı içindesin. Çünkü çok aradın, çok çabaladın, çok sordun, çok umdun ve en nihayetinde elinde kalan hep o aynı ıstırap. Ona gittin, buna gittin, akıl aldın, yol sordun; yetmedi kendi içinde de epeyce eşelendin. Ve ortada yine o aynı ıstırap. Onu, o ıstırabı görebiliyor musun? O ıstırabın yaşadıklarınla, aldıkların ve verdiklerinle; peşinde koştuklarınla; bulup kaybettiklerinle bir ilgisi yok. Ya neyle ilgisi var?

Dışındaki dünyaya uyum, başarıdır; içindeki dünyada uyum ise huzur. Başarılı fakat huzursuz' insanlardan olmak ne kadar anlamsız ise 'huzurlu ve fakat dünyadan kopuk' insanlardan olmak da bir o kadar saçmadır. Her iki dünyaya da denge içinde uyum, iç dış ayırımını silikleştiren, hakiki başarı ve hakiki huzurdur. Aksi durum, içindeki karanlıktan korkup dışarı ya da dışarıdaki kavgadan korkup içeri kaçmaktır.

Birçok başarılı insan, korku ve gerilim içindedir ve birçok huzurlu insan ise acz içinde boş vermiştir. Bastırılmış huzursuzluk, bazen başarıya dönüşse de çoğu zaman dünya ile savaşan bir tepkiselliğe ve nihayetine çöküntüye evrilir. Kökünden uzağa savrulmuş arayış ise kendi kuyruğunu ümitsizce ve delicesine kovalıyor olmaktır.

İçindeki huzursuzlukla yüzleşmekten kaçmanın türlü yollarından biridir; dışındaki dünyanın arayışına kapılmak ve başarı kovalamak. İnsanın aradığı, çoğu zaman kaçtığıdır oysa. İnsanın, kendini içeri kilitlediği anahtar ise hep cebinde durur da insan cehaletinden bunu bilmez. Cahil, korkularından ancak karanlığına sığınarak kurtulacağını sanır çünkü ve başka türlüsü de olamazdı.

Çok başarı, evvelinde çokça başarısızlık ister ve derin huzur ise evvelinde epey bir kabarmak. Istırabın sonu, mutluluk ve mutluluğun sonu, ıstırap değildir oysa. Sabır ehline, ıstırap da mutluluktur ve telaş ehline ise mutluluk da ıstıraptır. İnsani bakış ile mutluluk, giden ve gelen şeydir; aynen ıstırap gibi. Oysa özünde mutlulukla titreşmeyen hiçbir şey yoktur ki var olsun.

Özündeki mutlulukla titreşen, kim olduğuna uyanmıştır. Kim olduğuna uyanan ise, benzersizliğine uyanır ve benzersizliğine uyanan, onu kutsar ve benzersizliğini kutsamak, dünyayı tepkisellikle değil güzellikle değiştirmektir – hem de hiç böylesi bir gaye gütmeksizin…

17 Mart 2013

CENNETİM


Senin kokunu koydum cennetime
Tenini dokudum sonra; gündüzüne, gecesine
Sesinden bir gökkuşağıydı; tüm orman ve kuşlar
Işıltın dökülüyordu; pamuk tarlaları üzerine

Öfkeni, hırçın cüsseni sürdüm denizine biraz; o da lazım
Sessiz, ılık, inceden - şefkatini kardım toprağına
Çiçek çiçek donattım renklerinle bir bir - her hüzünlü köşeyi
- alı al, moru mor
Bir de pınar kondurdum orta yerine
- kana kanaya içilesi gözlerinden

08 Mart 2013

DEĞİL


Değil...

Bu sessizlik - bizden yana değil sevgili
Nerede yitirdik ilk şenliğimizi
Ne zaman vazgeçtiydi rüzgar anlatmaktan
Ne vakit düştü ışıltılı bakışlar - karanlığımıza
İlk yalan ne zaman girdiydi aramıza
Niye duyulmuyor cıvıltısı bu ara kuşların
Sesindeki pür-telaş akışkanlık ne yana gitti
Ne kalır en sonraya çamurlu yağmurlardan
Bu sessizlik - bizden yana değil sevgili

Hiç değil...

...

Sesimi sessizliğine emanet bırakıyorum.
Yorgun olduğumdan değil inan
İçerlediğimden ya da korktuğumdan filan da değil.
Güven meselesi sadece - sana çok güveniyorum.
Kendim gibi değil.

Sefiller


Yalancı sefilleriz biz;
Karanlık bir rüyada kaybolmuşlarız.
Özgürlüğün kürek mahkumlarıyız;
Yüreği nasırlılarız.

Bizler, çok bilmişler;
Verdiğimiz her öğüdü tutuncaya dek
Lanetlendik.

Bizler, çok meşguller;
Yapılası hiçbir şey kalmayana dek
Zincirlendik.

Bizler, nafile bekleşenler;
Verilemez olanı gidip alana dek
Toprağımızdan sürüldük.

Bizler, sevgi arsızları;
Bizi var eden o sahtekara başımızı sunana dek
Aşktan azat edildik.

Ancak terimiz karışınca kanımıza
Belki bulur aşk bizi yeniden.

05 Mart 2013

Sızlatıyor


Sığlığım, en derinde, henüz kendimi sevmeyi bilemeyişimden.

Her sözüm kendime. Hep kendimden; daima kendi sığlığımdan bahsediyorum. Kendime; derine ve daha derine inip baktığımda; sevilmemekten korktuğumu, hatta belki yalnız kalmaktan korktuğumu ve bazen basiretimin bağlandığını, aklımın karışıp algılarımın işlerliğini yitirdiğini; korktuğumun kaçınılmaz olarak gerçeğe dönüşmekte olduğunu; bunun da aslında kendimi hala büsbütün sevmeyi bilmemekle ilgili olduğunu görüyorum. Fark ediyorum ki, ben çoğu kez, sevmekten daha çok, sevilmekle ilgiliyim. O yüzden de duyduğum sahici hislerin değişmesi/erimesi pahasına birilerinin beni daha çok sevmesini sağlamaya çalışıyorum ve bunu da tam olarak beceremiyorum. Kendi söküğüme yama vuramıyorum. Sevmek sorumluluktur oysa ve sevilmekse güvenmek ve izin vermek. Ne sorumluluk alıyorum ne de sevilmeye bırakıyorum kendimi; sıradan insanlığımla...

Sevmek ve sevilmek aynı şeydir. İkisi daima bir arada vardır ya da bir arada yoktur. Sevmeyi bilmeyen ile sevilmeyi bilmeyen karşılaşır. Sorumluluktan kaçan ile güvenemeyen ve izin veremeyen birbirine denk düşer. Öyle bir düşer ki, yeniden ayağa kalkabilmenin tek yolu, birbirine sarılmaktır.

Sen hep bana hislerinle konuş; hislerin değişirse lütfen dürüstçe söyle diyorsun ya - değişiyor ve ben bunu sevgi diliyle ifade etmenin bir yolunu her zaman bulamıyorum. Birine değer vermek ve onu duymakla; kendime değer vermek ve kendi sesimi duymak arasında kolay olanı yapmaya meylediyorum. Tüm duyargalarımı kapatıyorum. Ne iyi ki sen bana öğretiyorsun; dürüst olmayı öğretiyorsun; icabında hak ettiğini bağır çağır talep etmeyi de... Kendimi ne kadar seviyorsam karşıma çıkanı da o kadar seviyorum. El veren bir "sevgili" yardımıyla kendimi daha çok sevmeyi öğreniyorum. Ve bu hep böyle...

Hüzün çöküyor bazen gönlüme. 'Candan öte cananla' vedalaşmaktan burnum sızlıyor. Yaşanmışlarımı, biriktirdiğim güzellikleri senin koynuna salmak bazen kolay olmuyor. Hem biliyorum; her vedada can, canana emanet kalıyor. Şikayetim yoksa da asla - işte biraz sızlatıyor.

21 Şubat 2013

Bırak


Önce dalgalar (= hayat), sağdan soldan vururken kumdan bir kale yapacak (kendin için değerli bir amacı gerçeğe dönüştürecek) güce sahip ol.

Sonra bir bak bakalım; kumdan kalen her devrildiğinde, onu bir daha yapma gücün var mı ve hatta bir daha...

Sonra oyunundan sıkıldığında (=amacın sana anlamsız görünmeye başladığında ya da yeni bir amaç onun yerin aldığında) sil baştan başlama iradesi sergile ve başka bir şey yap; daha güzel bir şey yap.

En sonra iradeyi de asıl sahibine bırakacak kadar güven içinde, 'yapmak sevdasını' bırak. Bırak senin amacın, hayatın amacı olsun ve hayat dileğini en güzel şekilde senin de aracılığınla gerçek kılsın. Aslında birlikte yapılışına şahitlik et. Kendi toprağını, hayatınkine kar ve hayata, güzelliğe karış...

19 Şubat 2013

Hakikatli Sevgili


İnsan kendine yakınlaştıkça anlama çabası ve arayış; yerini, arayan ve arananın, insanın içinde kendiliğinden buluşmasına bırakır. Buna illa ki bir ad gerekiyorsa, aşk denilebilir.

Aşk, ilhama vesile olmaktır. Şiire söz, şarkıya nefes olmaktır. Arayana hedef, aranana kâşif olmaktır. Yola yolcu, yolcuya yol olmaktır. Hayat her ne dilemiş, murat etmişse varlığımızdan yana, o murat içinde erimiş olmaktır.

Seven, sevilen bahanedir; aşk, her an ve her daim, kavuşma sevinci olmaktır. Aşkı yazan kalem, yazdıkça tükeniyor olmaktan lezzet bulur ve yazdıkları hakikate işaret dahi etse, tamamen tükenmedi ise yalan olur.

İlişki ise başka bir şeydir. 'Görünürde bile olsa ayrı ve temelde benzersiz ölçüde farklı' oluşumuzu kutsamak ve bir dansa dönüştürmektir. Bana sorarsanız sevgili, koynunda hem kendini bulabildiğin hem de kendini daha da çok sevebildiğin kişidir. Bu haliyle hakikatli bir sevgilinin varlığı, kaçınılmaz olarak insanı yeni olmaya ve daha da büyümeye cesaretlendirir. Hakikatli bir sevgili,dansın coşkusunu büyütür.

08 Şubat 2013

Vak'a

Söz bir iddiadır.
Şair iddia makamı.
Her sözün iddiası farklıdır.
Bu yüzden her şair ayrı bir vak'adır.

ÖMÜR

Asıl dururken kopyalarla eşelenmek ne ki?
Lezzet dururken bir vaade kapılmak ne ki?
Ne yarına devreden umuttu ömür;
Ne dünden vaat edildiydi.
Hediyenin kendisi o; ta kendisi…

Bağımlılık - Acı - Özgürlük

İnsan fiziksel, duygusal ya da zihinsel olarak, kendisini 'onsuz var sayamadığı' bir şey ile özdeşleştirdiğinde 'bağımlılık' ortaya çıkar. Bu bazen bir ilişki, bir sevgili, bir fikir, bir bilgisayar oyunu, bir rutin, bir madde ve bazen de duyguları ya da bedeni olabilir.

İnsan bağımlı olduğu şeyi, son derece masumane bir ihtiyacı gidermek için hayatına çeker ve var kılar. Bazen katlanamadığı yalnızlığına çare olsun diye, bazen anlaşılmamış ya da yeterince sevilmemiş olmanın yükünü hafifletmek için, bazen kaldıramayacağını varsaydığı yüklerle yüzleşmekten kurtulmak için...

Kendini keşif ve oluş yolculuğunda, ben olmayan her şey; tüm bağımlılıklarım benden koparılır ve tüm ihtiyaçlarımı gidermenin dolaysız yolları kendi içimde keşfedilir. Bu yüzden özdeşleşme ile birlikte ortaya çıkan bağımlılık sona erene; kendimle yüzleşip ihtiyacımı kabullenene ve olduğum kişiyi kalbime alıp çemberi kapatana dek acı kaçınılmazdır.

Acı; zihinsel,duygusal ya da fiziksel olarak bağımlı olduğun şey, bünyenden kopup ayrılırken ortaya çıkan şeydir. Acı; et, tırnaktan ayrılırken ortaya çıkan şeydir. Acı; senin saydığın, kendinden bir parça yaptığın, senden koparken ya da koparılırken ortaya çıkan şeydir.

Sınırlı ve dış kaynaklı hiçbir şey, ben değilim ve olamam. Bu yüzden insan, sadece kendisi olarak özgür ve fakat kendisini sevgiyle tüm evrene bağlı hissedene dek acı, kaçınılmazdır ve en büyük yol göstericidir.

Ancak ve ancak psikolojik acılarından özgürleşmiş bir birey, ihtiyaçlar üzerine bina edilmemiş, gerçek bir ilişkiyi yaşayabilir ve yeni acılar üretmeden, gönül bağları kurarak ilişki içinde olduğu her şey ile birlikte lezzetli bir hayat yaratabilir.

07 Ocak 2013

Dışarıda Bırakma

Acılar ve hüzünler de mutluluklar gibi;
yorgunluk ve boş vermişlik de tutkulu anlar gibi;
mecburiyetler de özgür seçimler gibi;
yoldan çıkmış duygular da yola lezzet katan duygular gibi;
yol bulayım derken dolaşmış akıl da yolu açan akıl gibi;
koybolmuşluk da bulunmuşluk gibi;
ölüm de yaşam gibi, tazelik gibi;
sıradanlık da yücelik gibi
hamlık da olgunluk gibi
ve
hepsi aşkın ta kendisi gibi kucaklanmak ister.

Mutluluk, tutku, özgürlük muhteşemdir, aşk harikadır, sınırsızca sevmek tarifsizdir. Eğer onlarla özdeşleşmemiş de – sadece bir ara uğramışsan – karışmış bir zihin, yorgunluk, mecburiyetler içinde kıvranmak, acılar, hüzünler vs. onlar da muhteşemdir.

Birini dışarıda bırakmak hepsini dışarıda bırakmaktır.

Yok Böyle Biri

Ben kendine yanan ateş
Ben kendine ışıyan güneş
Ben kendine akan damla
Ben kendine saplı hançer
Ben kendine yakalanmış tuzak
Ben kendi izini süren yolcu
Ben kendine düşmüş kuyu
Ben kendine dönen dolap
Ben kendine açık kapı
Ben kendine bakan göz
Ben kendine sevdalı yürek

...

Ben her özneden taşan
Ben hep kendinden, kendine koşanım.
Ben seven ve sevilen;
Ben hiddetinden kendi köklerini sökenim.
Ben bin kapı çalan
Ben bin kapı açan
Ben bin kilitli kapının anahtarı olanım.
Ben hep kendine kilitli kalanım.
Ben bin soru soran
Ben bin cevap bulan
Ben bin olmadık sorunun yanıtı olan
Ve ben hiçbir tarife sığmayanım.
...

14 Aralık 2012

Yıldız

Hiç bilmez Dünyalılar;
Bir yıldız kaydığında,
Aşka kanatlanır - bir kelebek...

14 Kasım 2012

NEFESİNLE

İnsan, gerçekte olmayan 'hayatından' bağımsız; orada, sadece sessiz sedasız akıp giden hayatının filmini izleyen pasif bir gözlemci değildir. Evet doğrudur; adına 'Dünya hayatı' denen, sınırları olan bir sahnede ve başı sonu olan bir oyundadır. Bu oyunda performansı ile hissettiklerini ve seyircilere verdiği izlenimi şekillendiren bir oyuncudur; oyunun gidişatına ve alt metnindeki hakim duyguya yön veren bir yönetmendir ve fark edebilirse de en çok, eğlenceye ve derinleşen topyekun anlayışa iştirak eden seyircidir. Ayırımlar yapacak olur isek elbette seyircinin özgürlük alanıyla sahnedeki oyuncunun, yönetmenin ve izleyicinin özgürlük alanı ve anlayışı farklıdır. Ya ayırımlar yapmazsak?

Olan, kendiliğinden, tam da olmakla murad ettiği gibi ve mutlulukla olmaktadır...


Ey yokluk deminden süzülüp gelen
Sen var ya sen;
Hayatını gerçek sanıyorsun
Bir rivayete kapılıp
Yaprak yaprak dert döküyorsun.

Karaydın toprağında hatırlamazsın
Bir derin uykudaydın
Kimi cehennem ateşinde kuru bir gerçek
Kimi ölümsüzler diyarında ölüm kadar yalandın
Göğünden yırtılırcasına - an’sızın zamanın
Çileli bir tuzağa yakalandın
Yüzünü ışığa sardığın gecenin sabahında
Tertemiz ve su gibi aydın
Yoksun’luğa uyandın
Ve şimdi varlığa yol olmak; nefesinle
Senin yegane yazgın.

Kafidir

Şimdi sen soluklandın ve bir an kendini seyrettin ya,
yokluğuma bakışını…
ve özlemin sendeki tadını saçtın ya bu taraflara
beni de soluklandırdın

gün bitip giderken bir iş görmüşlüğün gururuyla
yeniden ışıdı güneş ve eritti;
içimde günden yana biriktirilmiş ve ölü - ne varsa hepsini

önümde usulca akıp giden hayata bakınca şimdi
içimde sessiz, telaşsız ve sevinçli
olduğu yerde mutlu, olanla mutlu, capcanlı, dipdiri
bir kuş kanatlandırdın ellerinde sanki

ve hepsine razı ve güzelliğe müteşekkir
düşündüm de; sevmek güzel şey, ümitli şey dediği gibi şairin
sevilmekse bir an bile olsa kafidir
ve var olmak için yeterince iyi bir gerekçedir

01 Kasım 2012

GÜL KOKUSU

İnsan karanlık bir kuytuda
Kendi içine saklı, kilitli bir kutu
Kutuya sızan ince bir gül kokusu
Belki ışığa dair son umudu

Verdi miydi hayata kendini insan
Bir hediye gibi, sakınmadan
Söylediğinde şarkısını haykırarak
Korkak yüreklere, sahtekar kulaklara...
Açılıverir kilidi kutunun;
Saçılır aleme yıldız tozları, kuş cıvıltıları
Ve yayılır dört yana taze bir gül kokusu.

Kim bilir hangi kutudakinin
ışığa dair son umudu...

16 Ekim 2012

İrade

Ağaç güneşe uzanırken
yahut köklerini salarken karanlığına toprağın
Çiçekleri yüzünü güneşe dönerken
ve yaprakları sonbaharda dökülürken
ne kadar irade sergiler?

Kafası karışmış insan işi irade
İnsan da akabilir akacağı yöne
- su gibiyse

22 Eylül 2012

Hazırım

Süzdüm yaşamı; acıdan ve kahkahadan
Eledim günümü ve gecemi; astım eleğimi.
Ey tatlı ölüm; dilediğinde gel al beni.
Hakkı verilerek pişirilmiş bir ekmeğin kokusu
Yahut ateşten arda kalan, bir damla alın teri gibi.

Hazırım; her an ölebilirim.

06 Eylül 2012

YAŞA SEN

*Kendi karanlığına sırtını dönmeyerek ve hatta karanlığını da kucaklayarak, kutsayarak
*Dünyada gördüğün karanlığın aslında sadece bir ışık yakma fırsatı olduğunu bilerek
*Kendi ışığını, ateşini besleyerek; yanık tutarak; kendine hata yapma, olduğun gibi olma, keşfetme ve hatta hiçbir şey yapmama izni vererek
*Başkalarından ve adına "herkes" denilen o sürüden çok ve en önce kendi kalbinin sesini duymaya niyet ederek
*Kendi kalbinin sesini duyabildiğinde, kalbinin yolundan cesaretle yürüyerek; sınırlarını zorlayarak; değişerek, değiştirerek
*Tüm bunların içinde ve ötesinde hep sevdiğin yerde, sevdiğin insanlarla ve severek kendi biricikliğini, bambaşkalığını ifade ederek
*Sevemediğin her şeyin bu hayatta çok önemli ve anlamlı bir yeri
olduğunu bilerek ve neden sevemediğine bakıp kavrayışını derinleştirerek
*Kendini de aynen hayat gibi evirerek, devirerek, dönüştürerek ve her defasında daha büyük ve daha derin ve daha sevgiye açık bir insana bir daha doğurarak
*Sınırsız bir rahmetle, bereketle, şefkatle, bağışlayıcılıkla kuşatılmış olduğunu bilerek ve adına hayat denilen bu harikulade fırsatın her anının hakkını vererek, suyunu çıkararak, lezzetine vararak ve bu lütufkarlığa aynı lütufkarlıkla - senden taşan rahmet, bereket, şefkat, bağışlayıcılık, sevgi, güzellik ile cevap vererek YAŞA...

22 Ağustos 2012

YILDIZ TOZU

Ruhunda kör bir bıçağın yara izi var.
Gördüğün tüm o acılar,
Sana bunu hatırlatıyorlar.
Göbek bağın kesildiğinden beri yalnızsın bu yanda.
Öbür yanda ise sana her şey sığ, dar ve karanlık.
Anla ki koparıldığın yuvaya dönemezsin artık.
Yalnızlığını er geç kutsamaktır kaderin;
Gökte bir yıldız gibi ışıltılı, vakur ve kendinden emin
Belki söndün çoktan ve haberi bile yok daha
Karanlığına ışık vuran gözlerin.

20 Nisan 2012

Semazen

Hep sana gelirler;
Hediyelerini alır ve giderler.
Hep sana gelirler;
Hediyelerini sunar ve giderler.
Gelirler ve giderler.
Görünür ve kaybolurlar.
Oradasındır ve onlar etrafında dönerler.

03 Nisan 2012

Lisan-ı Aşktan

Kelebekler kondu; bahar yüklü kanatlarla
Satır aralarımdan sızan, yürek acılarıma
Lisan-ı aşktandı; fısıldadıkları
Öpüşlerinden bildim.

18 Mart 2012

BU BİR TUZAK

Daha sevmeyi bile bilmiyordum
Sabit olsa da - masumiyetim.
Çıktım; girdiğim her yoldan -
İnadına bu körlüğün;
Issızlığın, düşmüşlüğün...

Doğduğum gün verilmedi miydi hüküm
Sonu ha müebbet ha idam
Hem değil mi ki her şey zıddı ile kaim
Kaçacak da değildim
Yazılandan

Kanlı gömleğim dolaşıyor şimdilerde
Kalabalığın ellerinde
Hatırlamıyorum; kaç kez vuruldu boynum
Kaç kere atıldım dipsiz kuyulara
Ellerim bağlı; çırılçıplak
Firar düşlerine yatıyorum her gece artık
Ve her gün uzaklaşıyorum biraz daha
Ağlayarak

Sözler dizi dizi boğazımda
Ha çıktı ha çıkacak

Bu bir tuzak - bu bir tuzak!

16 Mart 2012

RÜYA

Her şey, kendisinden daha büyük bir şeyde yüzer.
Rüyalar, hakikat denizinin kıyıya vuran dalgalarıdır.
Rüyada kaybolmak, çok gerçekmiş gibi duran, kurmaca hikâyeler 'sahibi' olmaktır.
İnsan aslında kendisinin hikâyesidir ve hikâyesinde hapistir.
Tekrar, rüya içinde rüya görmektir.
Ve insan çok zaman, kâbusa dönüşmüş rüyalarından tekrarlarına sığınır.

Oysa bu düş evreninde, düşten kaçamazsın.
Sadece onu dönüştürürsün ve her durumda, kurmakta olduğun gibi de yaşarsın.
‘Hayatım’ dediğin şey de bir kurmacadan ibarettir.
Kurmadan yaşayabilirsen bilmediğin gibi yaşarsın.

Bilmediği gibi yaşamak korkutur insanı ve insan zanlarına sığınır her korku anında.
Oysa bu başı sonu bilinemez sonsuzluğun orta yerinde, kimse cehaletinden kaçamaz.
O yüzden cahil, kıt ilmini, süregiden bir zulme alet eder, her defasında.

Rüya fikirlerden beslenir.
Fikirler, uçucu zanlardan ibarettir.
Fikirler evrilir... Fikirler devrilir...
Onların da uzun ömürlü ve kısa ömürlü olanları vardır.
Ölümsüz fikir diye bir şey ise zaten yoktur.
Her şey gibi gidenin yerine bir şekilde daha tazesi gelir.
Hayat hep yeni fikirlerle yenilenir.
Anlık fikirler ölür – ebedi hayat kalır.

Bu yüzden ölümlü fikirlerle insan olunamaz.
‘Hayatım’ dediğin şey, içinde gömülü zanlarının üzerine inşa ettiğin bir zulüm hikâyesinden ibarettir.
Hayatı hikâye etmeden yaşayabilirsen zararsız yaşarsın.
Hayatı hikâye etmeden yaşayabilirsen sevmenin özünü kavrarsın.

İnsanın içindeki tüm o gürültü, kalabalık ve diğerleri; hepsi de rüyanın saadetidir.
Rüya ise başka türlü bir saadettir.

O ki;
Sessizce sever bir rüyayı
Ve rüyada rastladıklarını
Koynunda rüyalar yüzer.

10 Mart 2012

KARAKUŞ

Bir varmışım
Bir yokmuşum
Dediklerine göre
Kendine tünemiş bir kuşmuşum
Rüya mı gerçek mi bilinmez
Ha düş-müşüm
Ha düşe-yazmışım
Yükseklerde uçmuş, yorulmuşum
Yarına kalmaz ölürmüşüm
Belki çoktan ölmüşüm
Daha konduramamışım

12 Şubat 2012

Dışarıdaki İç

‎"Sorunlar onları yaratan gerçeklik çerçevesinden bakılarak çözülemezler" Einstein.

Bütünsel bir sistemde birbiriyle ilişkili parçalar vardır ve bu parçalar çekirdek bir birimden (temel düzlem) daha büyük parçalara kadar topyekün sistemi oluştururlar. Sistem onu çevreleyen ekolojiden bağımsız değil tam da onunla bir bütündür. Yani her düzlem için ekoloji ya da dış düzlem olarak görünen evren aslında sistemin devamıdır.

Örneğin hücre, temel yapı taşı ise bir hücrenin kendi içinde bir sorununu çözmesi ilişki içinde olduğu diğer hücrelerle ilişkisinde yeni (ya da çözdüğünden daha büyük) sorunlar yaratmadan olmalı ki doku, yani 'hücrenin ekolojisi' bozulmasın. Dolayısıyla hücrenin sorununu hücre perspektifinden değil doku düzleminden ele alıp çözüyor isek ancak sağlıklı bir çözüme ulaşmış sayılabiliriz. Aynı şey doku ve onun için ekoloji olan organ ve organ ve onun için ekoloji olan alt sistem (örneğin sindirim sistemi) ve alt sistem ve onun için ekoloji olan beden ilişkisinde de birebir geçerlidir. Mesele şu ki beden de kendisi için ekoloji gibi görünen diğer bedenler (bitki, hayvan, insanlar) ve toplumları yok sayarak çözüm ürettiğinde kendi hayrına gibi görünen çözüm bütünün zararına olabilir. Bütünün hayrına davranmak bu açıdan değerlendirildiğinde kendi sorununu kendi çıkarını en üste çıkaracak şekilde değil ilişki içinde olduğun tüm diğer sistemler ve ekolojiyi gözeterek ve aslında birlikte çözme basireti göstermektir.

Hayat yolculuğunda insan ne kadar küçük bir sistem (ben algısı ya da biz saydığı ilişkiler düzlemi) içerisine bilincini, güvenli alan diye hapseder ve ekolojisini dışlar o kadar bütünün hayrından uzaklaşır. (Hoş bu durumun bile bütünde bir hayır içerdiği zannındayım.)

Ekoloji dış çevre değildir; ekoloji daha büyük bir iç çevredir.

İnsanın sevgiyle bütünün hayrına olanı dilemesi ve yapması da basitçe insanın 'ben' ya da kendisiyle ortak gördüğü 'biz' düzleminin içerisine kimleri ve neleri aldığı ile ilişkilidir. 'Düşmanınızı', 'size kötülük yapmış gibi görünen birini' dahi bu düzlemin bir gereği ve uzantısı sayarak mı evreni kucaklıyoruz yoksa ayrımlar yaparak ve ötekini dışlayarak mı? Bütünsellik açısından temel sorun budur.

Hepimiz biriz ve ayrılık yanılsaması tüm sorunların gerçek tek nedeni.

En Özgür Şey

Sevgi en özgür şeydir.
Kim kimi isterse onu sever
Beni sev diyemezsin –
desen ne çıkar?
Seni seviyorum da diyemezsin –
desen kime ne kâr?
Aslında seven ve sevilen bile hikâye
Sevgi yazar, siler, bitirir;
Öyle diler dilerse -
hepsi yine başlar.

Sakın

Sürekli olarak 'almaya' bağımlı olan birisiyle bir ilişki, kaçınılmaz olarak seni tüketir. Kendi açlığını bir başka bünyede gideren bir vampirle ilişki kurmak; yaşayan bir ölüye dönmeyi kabullenmek demektir. Üstelik ne yaparsan yap, ne verirsen ver; yetmez. İkinize birden hiç yetmez. Bunlardan çevrende çok varsa, muhtemelen sen de 'vermeye' bağımlı olduğun içindir. Durumun farkına vardıysan ve kanın epeyce zaman emildiyse büyük bir öfke duyarsın. Bu tam da seni sömüren bağları söküp atmak için ihtiyaç duyduğun şeydir. O öfkeyi söndürmeye çalışma; özgürleşmek için kullan.

Almaya; bir başkasının kendisine nüfuz etmesine kapalı olan biriyle bir ilişki ise zaten söz konusu değildir. Ne kadar çabalarsan çabala arada bir duvar vardır ve sen duvarın öte tarafına geçme ayrıcalığı verilmeyenlerdensindir. Var olman kabul görmüyordur ve kim bilir hiç bilmediğin ne için cezalandırılıyorsundur. Bunun bir ilişki olduğu zannına kapılan kişi için bu durum kaçınılmaz olarak incinmeyle sonuçlanır. O incinmişliğini görmezden gelme; gerçek ilişkiler var etmek için kullan.

İlişki bir alışveriştir. Bu alışverişte geçerli değişim birimi; enerji, fikir, bakış açısı, sevgi, güvendir. Alışveriş tıkanır; ilişki biter. Alışveriş yok; ilişki zaten yoktu.

Seni sevmeyi bilmeyenlerden sakın ki onları da sevebilecek gücün olsun.

Yıldızım

Yıldızımı arama gökte;
Kalbimde-ki O.

MUTLULUK?

Ne peşinde koşarım,
Ne de ararım;
Ufak ya da büyük şeylerde.

Hüzünde ve neşede,
Her yerde ve her şeyde;
Kendisini sunan lezzete
Bir ad veremedim ki...

30 Ocak 2012

Uçurum

Uç uç bitmez;
Düşerim diye korktuğun
O uçurum.

Bırak kendini bu yüzden;
Kollarına sonsuzluğun.

22 Ocak 2012

İki Damla

Varsa yaşama sanatı diye bir şey;
bırakmayı öğrenmek olmalı;
tutmadan, tutunmadan yaşamayı becermek.
Kalbine almak; yokluğunu da varlığı gibi
- sevgilinin
ve uğurlamak avuçlarından her defasında usulca,
sonsuzluğun kalbine.
Yeter mi bilmem; belki iki damla gözyaşı
- o da teşekkür niyetine.

17 Ocak 2012

Ve yaratır Ve aranır Ve ...

Karanlık ve ışık dengedeyken
Ne ışık ışıktır ne de karanlık karanlık.
Loş; başıbozuk bir meyhane havasıdır,
Kırık bir plaktır;
Döndükçe kendini hançerleyen

Karanlık zifirine dalınca
Sıkılır kendinden ve belalar açar başına sıkıntısından
Aydınlık saf beyazken kamaşır gözleri
Kendinden bihaber; dolanır kendi ayağına

O yüzden sever aydınlık kendinde olmayanı
Ve yaratır.
O yüzden sever karanlık kendinde olmayanı
Ve aranır.

15 Ocak 2012

Döne Dolana

Rüzgarı anlamakla başla;
Soğuktan, sıcaktan, ılıktan geç
Suya, toprağa dokun dikkatlice
Kuşları, salyangozları dinle
Kokusuna meftun ol bir çiçeğin
Denizin ellerine tutunmak isteyen yosunun
Ellerinden tut; üşümüş bir çocuğun
Duyar gibi olursan bir lahza
Hissedersen bir noktada
İnsanı da anlamaya cür'et et

Anla ki hatırlayasın;
Unutulmuşlarını bulmaktır hayat
Kendi içinde döne dolana

12 Aralık 2011

Tik - Tak

Her tik gider yerine bir tak gelir.
Her tak gider yerine bir tik gelir.
Pil bitene kadar bu böyledir.

Pil bitince anlarsın;

Yer baki - gerisi hikayedir.
Evsahibi baki - misafir hikayedir.
Sessizlik baki - ses hikayedir.

An baki - zaman hikayedir.

01 Aralık 2011

SESSİZLİKLE HASBIHAL

Yaratmak, hayal gücü vasıtasıyla sonsuz bir kaynaktan, gerçeklik kalıbına dökülmek üzere bir tasarım çağırmaktır. Çağırdığın geldiğinde kenara çekilmezsen olsa olsa karmaşa yaratırsın.

Karmaşadan beklenmedik bir basitlik çıkarmak, deha göstergesidir.
Ve yaratıcılık, dehanın karmaşaya bir son verişidir.

Aslında hiç kimse bir şey yaratmıyor; açıklığı ve duruluğu ölçüsünde yaratıma kanallık ediyor. O yüzden yaratıcılık, çağırdığının gelmesi ve seni hiç bulamamasıdır.

Müzik geldiğinde sessiz olmazsan elindeki gürültüdür.
Ve yaratıcılık, sessizlikle konuşma sanatıdır.

Hepimiz misafiriz. Bugün varız belki, yarın soru işareti...
Ve yaratıcılık, misafirin ev sahibini ağırlamasıdır.

Yokluk insanın ağırlaşmasıdır.
Ve yaratıcılık, yaratımın üzerinden var olmaktır.

Sıkıntım kendimdendir.
Ve yaratıcılık, kendimin ötesine geçmektir.

Hafifleyen gülümser.
Ve yaratıcılık, hiç olmayandan hep olmuş olana sıcak bir gülümseyiştir.

Yokluğundan düşmeden küskünlükten geçilmez.
Ve yaratıcılık, varlığın aşkın halidir.

Halden hale geçiştir hayat.
Ve yaratıcılık, aşk halidir.

Ney nefes ister.
Ve yaratıcılık, nefesin neyle buluşmasıdır.

Ağacın rüyası güneşe ermektir. Rüyadan uyandıran ise meyveyi nasiplenen kuştur.
Ve yaratıcılık, ağaç dikerken meyvenin lezzetini almaktır.

İşlevine ihanet eden tasarım çöptür.
Ve yaratıcılık, tasarımın işlevini sevmesidir.

Geçmiş ve gelecek birer zaman israfıdır.
Ve yaratıcılık, hiç zaman israf etmemektir.

Aşığın sevgiliye hasreti bitimsizdir.
Ve yaratıcılık, sevgiliyle vuslattan çalınmış andır.

Okçu, ok ve hedef bölünmüşlüktür.
Ve yaratıcılık, okçunun oku attığı ve okun hedefe vardığı aralığı kapatmaktır.

Hiçbir şey tam olarak bilinemez.
Ve yaratıcılık, bilinemeyenin bilinir kılınmak arzusudur.

16 Ekim 2011

Taşı Bırak

İnsan nedenini hatırlamaksızın kendini ortasında bulduğu karanlık ve tehlikeli bir kıyıdan, nehrin aydınlık ve tamamen güvenli tarafına geçmek için biraz mecburiyet içeren bir korku ve biraz da merak içeren bir cesaretle yola çıkar. Tehlikeli kıyı dünyaya geldiğimizde içine düştüğümüz zihinsel, duygusal ve fiziksel aczimiz ve cehaletimizdir. Aydınlık ve güvenli taraf ise güç, özgürlük ve bilgi içeren zihinsel, duygusal ve fiziksel olgunluktur.

İnsanın nehri geçerken suya kapılıp gitmemek için basacağı sağlam bir taşa; onun için bilinmezlerle dolu bu dünyada onu güvende hissettirecek bir fikre ve bu fikrin uzantısı olan davranış modellerine ihtiyacı olur önce. Ve insan hızla öğrenmeye başlar. Öğrendiği şey, her ne kadar an itibarıyla işine yarasa da aslında içine doğduğu bu sorunlu dünyanın sorunlu kurallarıdır. Dünya ve içindeki her şey; insanlar, ilişkiler, olgular bir bir etiketlenir böylece ve tüm etiketler için güvenlik açığını kapatacak bir cevap geliştirilir. Cevaplar tekrar edilir ve geçerliliği keskinleşir.

Ama akan suyun içerisinde, karanlık tarafa yakın hiçbir taş sürekli bir güvenlik hissi sağlamaz. Karşı kıyıya erişinceye dek daha sağlam bir başka taşa zıplanması ve ilerlenmesi gerekir. Çünkü karanlık insanı kovalamaktadır. Hayat değişkendir; kaos ve düzen arasında her şey dengesini yitirmekte ve yeniden bu dengeyi geri kazanmaya zorlanmaktadır. Yaşanılan beklenmedik acılar, öğrenilenlerin yanlışlığını sorgulatır böylece ve bilinenin terk edilmesi gerekliliği doğar sürekli.

Yol boyunca ilerleyebilmek için "ben kimim (yalnızlığın ve ayrılığın doğası ne?); burada ne işim var (korkunun ve karanlığın doğası ne?); hayat ne (bu tehlikeli görünen suyun doğası ne?) ve bu hayatı benim için kolaylaştıracak olan nedir? (cesaretin ve aydınlığın doğası ne?)" sorularına verdiği cevaplar sürekli değişmek zorundadır insanın. Zira sabit bir gerçeklik, psikolojik ölümü getirir ve hayat akışkandır.

Karşı kıyıya geçmek için ise son taştan da ayağını kaldırmalıdır; yani artık sorular-cevaplar, yol boyunca öğrendiği kavramlar-fikirler, korkuyu taşıyan ve yansıtan tüm o kimlikler, anlamsız ve gereksiz olmalıdır. Yükünü bırakmalıdır. Karşı kıyıda, tamamıyla güvencede iken; korkacak herhangi bir öteki ya da karanlık bir bilinmez yoktur. Şahit Ol'unası bir güzelliktir her şey artık sadece.

13 Eylül 2011

Susma Zamanı

Kim gelmiş bu dünyaya?
Kimin canı acımış...
Kim gül koklamış;
Kim dikeni gül saymış?

Sen bir hayalsin dost
Acın, kendini var sayışın
Hem gül hem diken yoldaşın
Dikeni gül sayışın ise
Bu hayalden uyanışın.

28 Temmuz 2011

Güzellik Sarar; Varlığı da Yokluğu da...

Sesleri duyduğun gibi; duy sessizliği de.
Teninde hissettiğin gibi rüzgarı; doku tenine ıssızlığı da.
Renklere nasıl beziyorsa gözlerin, cümbüşünü alemin
Karanlık da öyle bezensin ruhuna; şenlikle, güzellikle.

06 Haziran 2011

Yaşadım mı öldüm mü?

Önce haber gelir ve sonra da anlamı…

Sonra inkar gelir; içinde korkusu, kaçarak yaşarsın
Sonra isyan gelir; olmaması gerekirmiş gibi yaşarsın.
Sonra keder gelir; orada sadece acı varmış gibi yaşarsın.
Sonra ümit gelir; bir ihtimali yaşarsın.
Sonra kabul gelir; geleni hak bilir de yaşarsın.
Sonra emek gelir; hakkını verir ve yaşarsın.
Sonra hayat gelir; ölüm yokmuş gibi yaşarsın.
Sonra sevinç gelir; lütfün sınırsızlığını yaşarsın.

En sonunda ne bir gelen ne bir giden; O’na karışır ve yaşarsın.

İnsan doğarken; ölür bir yandan da ve bu sık sık olur.
İnsan ölürken; doğar bir yandan da ve bu da sık sık olur.

İnsanın kendi ölümü ile kalbinde muhabbetle sevdiğinin ölümü bir ve aynı şeydir.

Ne doğum, ne de ölüm yaşamın dışındadır; kaçınılmaz olan her daim yaşanır ve geçilecek eşikten mutlaka geçilir.

31 Mayıs 2011

Ayağa Kalk

Bir tek insan, tarihin akışını değiştirebilir. Bir tek insan, kendi kader yolundan yürürken insanlığın kaderini de yeni bir yola sokabilir. Bir tek insan, varlığıyla dünyaya ve insanlığa büyük bir armağan gibi tüm hayatını olağanüstü bir eser olarak yaşayabilir. O insan, sen olabilir misin; acaba sen, bu dünyaya büyük bir iz bırakmak için gelenlerden misin?

Cevabını duyar gibiyim; “Yok daha neler; ben dünyayı değiştirecekmişim de, insanlığın kaderini etkileyecekmişim filan…”

Oysa bilmelisin ki; zaten dünyayı değiştiriyorsun. Varlığın dünyayı ya daha güzel ve yaşanası bir yer yapmaya katkıda bulunuyor ya da tam tersi. Süpürdüğün sokağı görenler buradan bir sanatçı geçmiş diyorlarsa, söz söylediğin insanlar o sözden ilham alıp başka insanlara dönüşüyorlarsa, altına imzanı attığın işi eline alanlar bu imzanın sahibi ne özel bir adam diyorlarsa dünyanın kaderini değiştirmediğini kim söyleyebilir? Evet, etkin küçücük olabilir belki. Ama her şeyin diğer her şeyle, bir şekilde bağlantılı olduğu bir dünyada, bir kelebeğin kanat çırpışı, dünyanın diğer bir köşesinde kasırgayı tetikleyebiliyorsa çığı kopartan çığlık ya da bardağı taşıran damla neden sen olmayasın?

Etkinin sınırlı olacağından yakınma; ‘kabın’ kendince henüz küçük olabilir. Ama daha büyük bir kaba akamayacağını kim söylüyor? Kendinle kucaklaş ve kendinden taş...

Sen de bir kalemsin; yazmazsan ne işe yararsın insanoğlu? Yazarak tüket kendini ve izlerinde yaşa. Bir şiir yaz, bir şarkı söyle; dokunsun, girsin yabancı sandığın kalplere ve belki aşk için dökülen ılık gözyaşlarında yaşa. Bir söze dökül, ilham ol; şairin nefesinde yaşa. Bir resme ak, ressamın ellerinde yaşa. Sen bir renksin, hayat ise bir tablo. Sensiz bu tablo eksik kalırdı. Ressam değilim diye üzülme; O’na sen de lazımsın. Tabloda olmaktan, tabloya rengini katmaktan, O'nun fırçasıyla birlikte yaratmaktan hoşnut ol. O zaman göreceksin ki ressam ve eseri aynı şeydir.

Sen ümitsiz dolanırken de çok şey oluyor hayatta. Sen mutsuzluğuna yapışıp kaldığında da akıyor hayat. Öyleyse sen de durma; ak, karış hayata.

Lider olamayacağından ya da bir lider olarak doğmadığından dem vurma artık. Görsene diğer herkes gibi lider doğduğunu... Bir bebeğe, bir çocuğa bak; bir liderde olması gereken ne varsa onda görebilirsin. Sınırsız bir merak, sonsuz bir cesaret, sınırsız düşünme ve hareket etme özgürlüğü, özgünlük, deha, öğrenme hevesi… Eksik olan nedir? Sorumluluk bilinci ve tüm bu fevkalade özelliklerinin aslında bebeğin cehaletinden kaynaklanıyor oluşu. E zaten hayat dediğin şey de zaten içinde var olan o liderliği yeniden ve bu kez bilgiyle donanmış olarak ve sorumluluk bilinci içerisinde geri kazanmak değil mi? O ruh sende var, içinde o ruhla doğdun. Hakkın olanı almanı bekliyor hayat; içindeki lideri hatırlamanı ve yaşatmanı. O lideri kendi içinden tekrar doğurmanı; aşkla.

Lider ayağa kalk!
Bırakman gereken izi bırak.

30 Nisan 2011

Silin Beni

Ali Karakuş öldü.

Yaşasın Ali Karakuş!

İnsan biriktiriyor. Bir ismin ardında bir şahsiyet biriktiriyor. O kadar çok emek veriyor, o kadar çok özenle hatıra kaydediyor ki o isme, ismi kendisinden daha gerçek ve vazgeçilmez hale geliyor. "Ali Karakuş öldü." demek Ali Karakuş isminin yükü, o isimle biriktirilenler ve o isimle müsemma varsayılan benlik, önemsiz ve gereksiz oldu demek. O isme iliştirilen ne varsa artık özgürlüğüne ve huzura kavuştu demek. O isme ait korkular dağıldı ve o ismin ardına sığınanlar, gerçekten yaşamak ile yaşıyormuş gibi yapmak arasında bir yol ayrımına geldi demek.

Her an gökten elmalar düşüyor aslında ve her an bir milat olabilir. Her an aşk kapısıdır aslında ve o an işte bu andır; öldüğün ve daha büyük bir güzelliğe doğmaya hazır olduğun an.

"Ali Karakuş öldü." Demek, ismin ardındaki asıl OLAN belirdi ve her an yeniden beliriyor demektir. Aslında bu bir ilandır; aşığın maşukta erimeden önceki son sözleridir. O yüzden mezar taşına isim aranıyorsa aşığın, "sevgilinin adı" âlâdır.

Ve şimdi olacak olan, belki ilk defa olmakta olandır.


Silin beni;
Hiç var olmamışım gibi
Dönün işinize gücünüze.

Duymadınız sayın; sözlerimi de
Hem uçuşup kayboldular zaten
Hepsi 'şimdi'den

Bir hevestim;
Geldim geçtim
Bir yanlışlık yok bu işte

Var'sayıldım belki
ve yoktum aslında

Kesin hesabı artık,
Düşün yekûnden.

24 Nisan 2011

Nereye?

Bir insanı sevmekle yıkılan, hayatla kavgaya tutuşur. Ve bir insanı sevmekle yıkılan, ancak kendisini daha çok severek hayata yeniden tutunur.

Hayatla kavgalı insan, aslında kendisiyle mücadele içindedir ve kendisiyle mücadele eden insan, bu kavgada başkalarının araya girmesine de izin vermeyecektir. Ancak insan tek başına yaşayamaz. Bu yüzden kavgasına başkalarını da muhakkak, ortak edecektir. Sadece yabancıları değil kaçınılmaz olarak kendisini sevenleri de bu kavgada görmek isteyecektir.

Kendine karşı yıkıcı bir insan, ötekine duyduğu sevgiyi de ancak yıkıcı bir dille ifade edecektir. Çünkü insan sevdiğini kendinden ayrı tutmaz.

Kendi içinde dengesini bulamamış bir insan, ister istemez sevdiğinin de dengesini bozmaya çabalayacaktır. Çünkü insan sevdiğinden ayrı denge kuramaz.

Evet; seven yine sever ve sevilen yine sevilir. Lakin seven ihtimam göstermezse sevdiğine, hoyrat davranırsa bilmeden bir şekilde, sevgiler eskir. Bazen o kadar çok eskir ki, sevgilinin toprağında yeşeremez ve çiçek açamaz olur. Sevgiler eskiyince özü aynı kalsa da adı ve görüntüsü başkalaşır. Kimi zaman şiddet olur sevginin görüntüsü, kimi zaman ayrılık, kimi zaman kırılmışlık. Sevginin adı ya da görüntüsünün zamanla neye dönüştüğü aslında bir şeyi değiştirmez. Başkalaşan ve hatta geri dönüşü olmayan yollar, sevgiyi silemez. Çünkü sevgi ölümsüzdür ve sevdiysen bir şekilde; güzelleştirir seni sevgin, bir iz bırakır sende. Sevginin bıraktığı izler de kendisi gibi silinmezler.

Ayrılığın, öfkenin, kırılmışlığın acısı da aslında bu güzelliği görememekten ve yeni yolların getireceği güzelliğe henüz açılmamış olmaktan gelir. Hayat yolu, ne verirse versin ve ne alırsa alsın aslında sadece güzellik taşır insana. Çünkü hayat, sevgiyle var oldu ve çünkü hayat, ancak sevgiyle güzelliğini buldu.

İnsan başını kaldırmadan nasıl ki göremezse yıldızları, güzelliği görmek için de doğru yere bakmak gerekir; sevginin ilk var olduğu, çağladığı ve her yaşam deneyiminin bıraktığı iz ile durmaksızın çoğaldığı yere...

Nereye?

Birden Patlayacak

Yaptığında değil sadece, yapamadığında da mutlu ol kendinle. Bir sonuca, bir koşula bağlama mutlu OLUŞUNU. Mutluluk senin olan, özünden taşan bir şey olmadıkça, arar ve bulamazsın onu veya bulduğun her defasında kaybedersin ummadığın bir anda.

Özün sana bir şeyler fısıldar sürekli; aradığın soruların cevaplarını mesela. Cevap zorlu yollardan gitmeni söyler bazen ve gitmediğinde o yoldan, kendine ihanet ettiğini söyler bir tarafın ve yargılar seni. Özün yargılamaz. Zamanı vardır her şeyin, bilir. Ve o zaman öyle çok uzun da değildir. Her şey bir AN'da oluverir hayatta - her şey. Senin çiçeğin de yırtacak elbet kendi kabuğunu ve birden patlayacak tomurcuk - FARK ETTİĞİNDE az ötede büyük bir hayat olduğunu...

11 Şubat 2011

Öteki İnsana

Çok insanla karşılaştım ama insanları tanıdım mı, aslında bundan pek emin değilim. Çünkü benim dünyamda aralarında bir fark gözetmeksizin herkes iyi ve her şey güzeldi kendimi bildim bileli. Yakın bir zamanda ise renkler ayrışmaya ve her şey yerli yerine oturmaya başladı. Işıktı renkleri var eden ve hepsinin özü O idi. Lakin her renk başka bir olgunluğun ve başka bir lezzetin makamıydı. Makamlar ise her ne kadar aralarında net bir sınır olmasa da farklı ışık yoğunluklarıydı. Bu şekliyle insan, karanlık bir suretten aydınlık bir sevince dönüşün aynı gökkuşağı üzerine düşmüş hayalinden başka bir şey değildi.

Hepsini koyunca ayıkmakta olan bir dimağın hassas kantarına, senin yerin de elbette ötekinin yerinden ayrı olmalıydı. Ama işte ne bileyim, sanki hiç de öyle olmadı…

Yerin ayrı olmalıydı; çünkü dürüst olmayı beceriyordun aslında ve dürüst olmayı öğretiyordun bir şekilde - böyle bir derdin varmış gibi görünmese de.

Yerin ayrı olmalıydı; çünkü güzelliğin teninin ötesinde bir yerlerden taşıp geliyordu ve ben böyle bir güzelliğe kör kalmıştım gelip geçen ömrümde.

Yerin ayrı olmalıydı; çünkü o kadar benzetmiştin ki kendini ötekilere, yapraklar arasında bir bukalemun kadar fark edilmezdin benim gibi sıradan gözlere.

Yerin ayrı olmalıydı. Hayır, beyaz örtülerin üzerindeki leke değildin sen. Siyah çarşaflara değmiş çamaşır suyu filan da değildin.

Sen sendin ve çok güzeldin. Güzelliğinle ömrümü şenlendirdin.

Daha fazla gecikmeden - teşekkür ederim.

05 Şubat 2011

İNCİ

Hayat, ne kadar tam, güzel, iyi ve büyük olduğunu bilme fırsatıdır.

'Eksik' tamamlama fırsatıdır.
'Çirkin' güzelleştirme fırsatıdır.
'Kötü' iyileştirme fırsatıdır.
'Engel' büyütme fırsatıdır.

Tamamlanan, güzelleşen, iyileşen, büyüyen öteki gibi görünür. Aslında öteki aracıdır. Tamama eren, güzellikle parıldayan, iyiliğin nefesine dönüşen, büyüklüğünü kutlayan en çok kendinsindir.

Hayatın en güzel tarafı; fırsatların sınırsız olmasıdır. Hayatın en güzel tarafı; varlığınla olanın dansına katılma ve var olmanın sınırsız sevincini tatma imkânı tanımasıdır.

Hayatta durağan bir tamlık, güzellik, iyilik ve büyüklük yoktur. Hepsi kendisini yeniden doğurur ve doğan, daima doğuranı öteye taşır. Çocuk, annesini güzelleştirir ve anne çocuğuyla birlikte en çok kendisini büyütür.

Hayatta eriyen, çürüyen, kaybolan sadece formdur, şekildir, surettir. Öz daima genişler, büyür, güzelleşir, devinir ve her dem taze bir surete yeniden dökülür.

O yüzden sen, suretinin ötesine derin dalış yapan Anka Kuşusun.
O yüzden sen, daldıkça kendi derinine, bulacağın inci tanesisin.
O yüzden sen, aşkla dönüp duran ve kendi ateşinde yanmaya yazgılı pervanesin.

Fırsatları değerlendirmek, suretin kanatlarını kırmak ve özün kanatlarını kuşanmaktır.
Fırsatları değerlendirmek, kendi derininde keşfedilmeyi bekleyen inciye erişmektir.
Fırsatları değerlendirmek, dönüp durmayı bırakıp ateşi harlamaktır.

Fırsatları değerlendirmek sevmektir; olanı olduğu gibi sevmek.
Fırsatları değerlendirmek bilmektir; olanı kendinden bilmek.


Sevemediğin biriyle hayat geçer mi?
Geçmez.
O halde "kendini" sev.
ŞİMDİ sev; 'Olabildiğince' sev.

Tanrının bu kadar sevdiğini sevmemek sana düşer mi?
Düşmez.
O halde kendinden düş de sev.
Olanı, kâinatı kendinden bil de sev.


Yakınmak, fırsatları görememektir.
Gördüğün acıtsa da bazen, aç gözlerini sen

Yakınmak, gözünün önündeki güzelliği reddetmektir.
Süzülürken inciler gözlerinden, kucakla güzelliği sen

Yakınmak, içindeki gücün üzerini örtmektir.
Kaçma kudretinden, açıver hediyeyi sen

Yakınmak, büyüklüğünü küçüklüğüne esir etmektir.
Büyük hayallerine esir et, küçük düşünceleri sen

Yakınmak, özgürlüğünü korkaklığına feda etmektir.
Özgürlüğüne feda et, ürkekliğini sen

Yakınmak, ölümü istemektir.
Her şey senin için yaratılmışçasına, inadına yaşa sen


Bugün de tüm diğer günler gibi sıradan bir gün olabilirdi; sen var olmamış olsaydın eğer. Sadece senin var olman tüm bu hayatı olağanüstü yapmaya yeter oysa ki. Kendine verilmiş bir hediye gibi kendini sev o halde. Yakınmayı bırak ve sev.

ŞİMDİ sev; 'Olabildiğince' sev.

31 Ocak 2011

YAMA

Tek yamasıymış - zaman
Ölümsüz bir aşkın

...

İş ki AŞK,
Zaten yama tutmazmış.

18 Ocak 2011

Sol Anahtarı

'Sen beni herkes gibi seviyorsun'
der;

Şikayet ederdi.

Bense bunu bir iltifat sayardım...
Çünkü aslında ben herkesi,
tek bir olağanüstü şarkının
her bir notası gibi

'ayrı'

'ayrı'

severdim.

Şarkının eslerinde gezinirdim en çok,
orada bulurdum kendimi;
sololarda ise kendimden 'geçerdim'.

O ise 'sol anahtarı' olduğunu
sezemedi;

Sezemezdi.

Şarkıların onunla başladığını
hiç göremedi...

Göremezdi.

Bir gün o kadar içerledi ki,
kendini içeri kilitledi.

Peki şarkı bitti mi?

Hangi şarkı biter ki?

07 Ocak 2011

TEK BAŞINA

Başın varsa tek değilsin;
Kısa kes şair!
Vur başını gitsin.

ŞAİR

Söylesene “Şair”, kimdir şair?

Kendi içine dalıp her defasında vurgun yiyen ve yine de ıssız derinliklerden kelimelerle hazineler çıkarma hevesinden vazgeçemeyen bir çılgın mı?

Görülemez olanı kelimelerle görmeye soyunan bir haddini bilmez mi?

Kendi sesini arayan bir sağır mı yoksa müziğinin lezzetini duyabilen tek kulak olmaktan muzdarip inleyen bir keman mı?

Kaybolmuş bir ruh mu yoksa kelimelerle kendi izini süren intihara meyilli bir avcı mı?

…


Boş adamdır şair; içini en lezzetli kelimelerle Tanrının kalemi doldurur. Boş olabilmeyi dilerim hep O'ndan bu yüzden ve benden akanın O olmasını; içimi sevgiyle doldurmasını ve kalbimden taşmasını... Dolduğum anlar olur bazen insanım. Boş kalabildiğim anlar da olur; dedim ya insanım ve sarhoş olduğum anlar bazen, içime akan gözyaşlarıyla... Şükrederim hepsi için. O'ndandır çünkü, hediyedir.

Takipçi istemem yüktür. Hem takipçi yanlış yoldadır. Ben'im yolumdan yürüyen kendi yolundan uzaklaşır. O yüzden yol olmayı dilerim daha çok; yolcusunun hep kendine yürüdüğü.

Şair değilim; ama şiir olmayı dilerim sözlerimle ve varlığımla. Kimisine göre şiir değilim, boş laftan öteye gitmem. Kimisinin müziği de sözüme karışır, bir mahur beste olur ferahlık uman gariban bir kulağa. Evet düşünerek yazarım. Hep düşünerek yaşayamadığımdan en azından yazıya dökülen sözlerim, 'düşünceli' olsun isterim, incelikli olsun. En incelikli sözlerimse en düşüncesiz anlarımdan çıkar genellikle.

Yüreğim kanar çokça evet; isterim ki O'nun güzelliği görülsün ve O'ndan gelenin güzelliği. Göremeyenlere ve görülemeyenlere üzülürüm. Sonra bir üzüntüme bakarım, bir güzelliğe ve üzüntüm de güzel görünür gözüme. Şükrederim yine.

Aradığım nedir bilmiyorum artık. Aranırken kaybolup 'kelimelerin acımasız sessizliğinde' unutuyorum çünkü - neyi, niye aradığımı da... Ve hep kaybolmuş buluyorum kendimi de. Zaten aramayı bıraktığında kucağına verilen de sihir oluyor eğer mucize değilse...

Uzun yıllar cüret etmek sandım şiiri oysa boyun eğmekmiş yeni yeni anlıyorum... Boyun eğiyorum ben de; şükürle.

‎Ve biliyorum ki artık, ancak bir şair ölümle dans eder de hep hayatta kalır.